TEVHİDİN TENVİRİ

Kâinattaki teşabüh-ü âsar ve etrafı birbiriyle muanaka ve elele tutmuş birbirine arz-ı intizam; ve birbirinin sualine karşı cevab-ı savap; ve birbirinin nida-yı ihtiyacına "lebbeyk!" ile mukabele etmek; ve bir nokta-yı vâhideye temaşa etmek; ve bir mihver-i nizam üzerinde deveran etmek cihetiyle Sâni-i Zülcelâlin tevhidine telvih, belki Hâkim-i Ezelin vahdaniyetine tasrih ediyor.

Evet, karıncanın gözünü, midesini halkeden zat; aynen O'dur ki; şemsi ve bütün kâinatı da halketmiştir.

Çünki kâinat, müteşabik birbirine girmiş. Her şey, her şey ile mürtebittir. Demek küre-i arz ile bütün yıldız ve güneşleri tesbih taneleri gibi kaldıracak ve çevirecek derecede kuvvetli bir ele malik olmayan kimse; kâinatta dava-yı halk, hiçbir şeyde iddia-yı îcad edemez.

Sun'î tasarrufat-ı beşeriye ise, fıtratta cârî nevâmis-i İlâhiyenin sereyanlarını keşf ile tevfik-i hareket edip, kendi lehinde yalnız isti'mal etmektir. Îcad değildir.

Bidayette mevzumuz ve müddeamız kelime-i şehâdet idi. Şimdi netice-i bürhan-ı bâhirimiz dahi ilmelyakîn ile:

اَشْهَدُ اَنْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اَللّٰهُ ٭ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ

dır.

* * *