92- Arabistan, önceleri böyle acıklı bir cehalet ve gaflet içinde yaşamakla beraber, Bedevîlik sayesinde asıl geleneklerini bir dereceye kadar koruyabilmişlerdi. Yaratılış bakımından zevki ve cesur idiler. Misafire hürmet eder, emaneti gözetirlerdi. Yalan söylemekten kaçınırlardı. Özellikle aralarında güzel söz söylemek ve şiir okumak san'atı ileriye bir düzeyde idi. Çok şairler ortaya çıkmış, pek parlak kaside ve manzumeler söylenmiş ve yazılmıştı. Artık bunlar da, bütün insanlık âlemi gibi, İlâhî bir dine muhtaçtılar. Gerçek bir din sayesinde yüksek ve temiz bir hayata kavuşmaya muhtaç idiler. Yüce Allah onlara lütfetti, İslâm dini sayesinde bu ihtiyaçtan kurtuldular.

Cihanda misli görülmemiş bir yükselişe kavuştular. Az bir zaman içinde dünyanın doğusuna ve batısına hakim kesilerek bütün beşeriyeti uyandırmaya çalıştılar. Hak ve hakikati, fazilet ve medeniyeti öğretmeye koyuldular ve başarı sağladılar. İslâmiyetin yüksek esaslarına ve prensiplerine sarıldıkça yükselişten yükselişe, başarıdan başarıya kavuştular.

İslâmiyeti İlk Kabul Edenler

93- Resûl-i Ekrem Efendimiz kendisine peygamberlik gelince, ilk önce çevresinde bulunan bazı kişileri özel şekilde İslâm dinine çağırdı. Bu daveti ilk önce Hazret-i Hatice validemiz kabul edip İslâmiyet şerefine kavuştu. Sonra Kureyş'in büyüklerinden olan Ebû Bekir ile Peygamberirimizin azadlısı Zeyd İbni Harise ve peygamberimizin amcası Ebû Talip'in oğlu olan 9-10 yaşlarındaki Hazret-i Ali İslâmı kabul etmişlerdi. Az sonra da Hazret-i Ebû Bekir'in delâleti ile Osman İbnî Affan, Abdurrahman İbnî Avf, Sa'd İbni Ebû Vakkas, Zübeyr İbnî Avvam, Talha İbnî Ubeydullah hazretleri İslâmiyetle şereflendiler.

94- Peygamber Efendimiz, daha sonra insanları açıkça dine çağırmaya başladı. Herkese Yüce Allah'ın birliğini, varlığını ve büyüklüğünü anlatarak ondan başka hiçbir şeye tapılmamasını söyledi. Bunun üzerine gerçeği anlayanlar müslüman olmaya can atıyorlardı. Cehaletten kurtulup mutluluğa eriyorlardı. Bir süre sonra peygamberimizin amcalarından Hazret-i Hamza İslâmiyeti kabul etti. Bundan az sonra da Ömer İbnî Hattab müslüman olarak İslâm dininin yayılmasına çalıştı. Artık müslümanların sayısı günden güne artıyordu.

95- Peygamber Efendimizi görüp de ona iman edenlere çoğul olarak sahabe ve ashab denir. Bunun tekili "Sahabî'dir. Bu şerefe kavaşan hanımlara da "Sahabiyyat" denir ki, tekili "Sahabiyye"dir.

Ashab-ı Kiramın en büyüklerinden olan Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali Hazretlerine "Hulefa-i Raşidin, Çaryar-i Güzin" denir ki, bunlar Hazret-i Peygamberden sonra sırasıyla halifelik makamına geçmişlerdir. İslâm dinine pek çok hizmetler etmişlerdir. Bu dört sahabi ile Abdurrahman İbnî Avf, Sa'd İbnî Vakkas, Zübeyr İbnî Avvam, Talha İbnî Ubeydullah, Saîd İbnî Zeyd, Ebû Ubeyde İbnî Cerrah Hazretlerine de Aşere-i Mübeşşere (cennetle müjdelenen on kişi) denir ki, bunlar Hazret-i Peygamber tarafından cennetle, müjdelenmişlerdir.