اَللّٰهُ نُورُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ
tecellisi ile, Hâlık-us Semavati Ve-l Arz ve Rabb-ül Âlemîn ve Müsahhir-üş Şemsi Ve-l Kamer gibi çok isimler, her biri birer güneş gibi
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِمَصَاب۪يحَ
ve
اَفَلَمْ يَنْظُرُٓوا اِلَى السَّمَٓاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا
ve
ثُمَّ اسْتَوٰى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَموَاتٍ
gibi âyetlerin burçlarında tulû' ettiler. Bütün semavatı nurla, meleklerle doldurdular, bir büyük câmiye ve mescide ve ordugâha çevirdiler. O seyyah
الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ
cereyanına girdi. Dâllînden,
اَوْ كَظُلُمَاتٍ ف۪ى بَحْرٍ لُجِّىٍّ
den
Yükleniyor...