وَلَمْ يَكُنْ
Bir tevhid-i câmi'dir. Ne zâtında nazîri, ne ef'alinde şeriki, ne sıfâtta şebîhi
لَمْ
lafzına nazargâh... Şu altı cümle manen birbirine netice, hem birbirinin bürhanı. Müselseldir berâhin, mürettebdir netaic şu surede karargâh...
Demek şu Sure-i İhlas'ta, kendi mikdar-ı kametinde müselsel hem müretteb otuz sure münderiç; bu bunlara sehergâh...
لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ
Ruhun Dört Havassına Dört Gayet-ül Gayât Var
Vicdana dört anasır, ruha da dört havastır: İrade ve Zihin ve His, Latife-i Rabbanî...
Şu dörtten herbirinin var bir gâyetül-gâyatı; iradenin gâyeti, ibadet-i Rahmânî...
Zihnin mârifetullah, hissin muhabbetullah, lâtifenin şuhuddur, bir ihsan-ı Sübhanî.
Ubudiyet-i mutlak, ibadet-i kâmile dördüne de câmi'dir, bunun ismi takvadır, bir tâbir-i Kur'ânî.
Şeriâtın esası şu dörtleri terbiye, tenmiye ve tehzîbdir... Hem gâyetül gâyâta saik ve hem mizanı.
لَا مُوءَثِّرَ فِى الْكَوْنِ اِلَّا اللّٰهُ
İcâd u halk-ı kevnde, vasıta sırf zahirî, ger vasıta hakikî olsaydı, hem hakiki bir tesir verilseydi;
Hem bir şuur-u küllî verilmek lâzım idi. Hem itkanın eseri, hem sanatın kemali muhtelif olacaktı.
Halbuki en âdîden en alî, en küçükten en büyüğe kadar hiçbir vakitte nazar fütûr, kusur görmedi.
Yükleniyor...