Bâzan iki şeriat evamiri, bir şeyde beraber müctemi'dir. Her birine bir cihet... Demek tekvinî emre itaât -ki bir haktır-
itaat galib olur, o emrin isyanına (ki bir tavr-ı bâtıldır). Bir bâtıla vesile olmuş olursa bir hak, vaktaki galib olsa,
bir bâtıla ki, olmuş o da vesile-i hak; bilvasıta bir hakkın bir bâtıla mağlubdur. Fakat bizzât değildir.
Demek "El-hakku ya'lu" bizzât demektir. Hem akibet muraddır, kayd-ı haysiyet maksuddur. Dördüncü nokta şudur:
Bir hak bilkuvve kalmış, yahut kuvvetsiz kalmış, ya mahluttur hem mahşuş; ona da bir inkişaf, ya bir taze kuvvet vermek lâzım gelmiştir.
Mühezzeb ve müzehheb yapmak için; muvakkat bâtıl ona musallat, tâ ki sebike-i hak ne miktar lüzum vardır.
Tâ mahz u hâlis çıksın. Mebadîde, dünyada bâtıl etse galebe, fakat kazanmaz harbi. "Akibet-ül müttakin" ona vurur bir darbe!
İşte bâtıl mağlubdur, "El-hakku ya'lu" sırrı onu çarpar ikaba; işte hak da galibdir.
Bir Kısım Desatir-i İçtimaiye
İçtimaî heyette düsturları istersen: Müsâvâtsız adalet, önce adalet değil. Temasülse, tezadın mühim bir sebebidir.
Tenasübse tesanüdün esası. Sıgar-ı nefistir tekebbürün menba'ı. Za'f-ı kalbdir gururunun madeni. Olmuş acz, muhalefet menşei. Meraksa ilme hocadır.
İhtiyaçtır terakkinin üstadı. Sıkıntıdır muallime-i sefahet. Demek sefahetin menbâ'ı, sıkıntı olmuş. Sıkıntı ise, madeni; yeisle sû'-i zandır,
Dalalet fikrîdir; zulümat kalbîdir; israf cesedîdir.
Yükleniyor...