kim çıkarsa çıksın, hak budur derim, başımı eğmem... "

Vazife başında ve cihad meydanında iken şu mısralar, lisan-ı halidir:

Şahlanan bir ata benzer, kırarım kanlı gemi

Sinsi düşmanlara hâşâ satamam benliğimi

Benliğimden uzak olmaktır esaret bence

Böyle bir zillete düşmek ne hazîn işkence

Ebedî vuslatın aşkıyla geçer her ânım

Dest-i kudretle yapılmış kal'adır imanım

Bu mukaddes emelimden ne kadar dilşâdım

Görmek ister beni Cennet'te şehid ecdadım

Ruhum oldukça müebbed, ebedîdir ömrüm

En büyük vuslata, Allah'a çıkan yoldur ölüm.

* * *


Kitaba girmezden evvel, Üstad'ı ilmî, fikrî, tasavvufî ve edebî cebheleri ile de mütalaa etmek isterdim... Fakat çok derin ve pek şümullü olan bu mevzuların birkaç sahife ile hülâsa edilemeyeceğini kat'î bir surette idrak ettikten sonra, artık adı geçen mevzulara birkaç cümle ile temas etmeyi münasib gördüm.

Rabbim imkânlar lütfederse, bu derin mevzuları, Risale-i Nur Külliyatı ve Nur Talebeleri ile birlikte, büyük ve müstakil bir eserle, tahlilî bir surette tedkik ve mütalaa etmeyi bütün ruhumla arzu ediyorum. Bu hususta, büyük üstadımızın ve aziz kardeşlerimin kıymetli dualarını niyaz eylerim!

Üstad'ın ilmî cebhesi:

Merhum Ziya Paşa, şu:

Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

beyti ile, nesilden nesile bir düstur halinde intikal edecek olan çok büyük bir hakikatı ifade etmiştir.

Evet Müslüman ırkımıza Risale-i Nur Külliyatı gibi muazzam bir iman ve irfan kütübhanesini hediye eden, gönüller üzerinde, mukaddes bir nur müessesesi kuran mümtaz ve müstesna zâtın kudret-i ilmiyesi hakkında tafsilata girişmek, öğle vakti güneşi