Diyanet reisi Eyyüp Sabri Hayırlıoğlu’na gittim. Bu mevzuda görüşerek, Adnan Bey’in arzularını anlattım.
Reis: “Tahsin Bey, ben size itimad ediyorum. Fakat benim de meselenin detayları için Adnan Bey’le bizzat bir görüşmem icabeder.” dedi.
Bu görüşmemiz üzerinden bir müddet geçti. Ben bir ara tekrar Diyanet Reisine gittim. Mes’elenin neticesini sordum. Reis, bu defa şunları söyledi:
“Adnan Bey’le görüşmem mümkin olmadı. Bu kıyafetle her gün gidip kapısında görüşmek için beklemem uygun olmuyor. Adnan Bey boş kalmıyor. Onunla görüşemeyince müsteşar A.Salih Korur’la görüştüm. Başvekil ile görüşme mevzuunu anlattım. Müsteşar bana:
“Ne yapıyorsun hocam, bu eserlerin neşredilmemesine bir tek sebeb olarak “Said-i Kürdî’nin ismi kâfi değil mi?” dedi.(1)
Bunun üzerine ben Isparta’ya döndüm ve Hazret-i Üstâd’a durumu arzettim. Üstâd Hazretleri: “Öyle ise, Risale-i Nurları siz neşredin, onlara nasib olmadı, her ne ise...” dedi.
Ben de hemen Ankara’ya döndüm. Evvelâ kâğıdı temin etmeye çalıştım. Kağıt sıkıntısı çok iken, bize kolaylıklar gösterildi. Ankara’da arkadaşlarla birlikte resmen neşir işine başladık. Hukuk talebelerinden
Yükleniyor...