Atıf Ural, Mustafa Türkmenoğlu, Salih Özcan ve vaiz Said Özdemir’le birlikte harekete geçtik.

Merhum Doktor Tahsin Tola’nın ifadesinde beyan edildiği gibi; resmi neşriyata ilk başlıyan Ankara’da Salih Özcan oldu. Salih Özcan onar bin nüsha ıhlâs ve Uhuvvet Risalelerinin neşriyle bir deneme ve yoklama mahiyetinde meydana atıldı. Daha sonra Ankara’da “Sözler” mecmuasına başlandı. Bu arada İstanbul’da da neşir için faaliyete girişildi. Aynı zamanda Samsun ve Antalya’da da başlandı. Fakat;Ankara ve İstanbul dışındaki yerlerin neşriyatları ancak küçûk birer risaleyle kaldı ve devam etmedi. o ise bu işte Ankara ve İstanbul merkeziyet teşkil ettikleri için idi.

HZ. Üstâd’IN MEVZUU DeğerlendirmeSİ

“... Hatta Pakistan’da çıkan ESSIDDIK mecmuasının, Risale-i Nur’un bir risalesini neşredip Diyanet Riyasetine göndermesi ve bu kadar intişar ile hiç bir âlim ona itiraz etmemesi gibi hakikatlar gösteriyor ki: Elbette Diyanet dairesi Nurları himaye etmek hakiki bir vazifesidir. Diyanet dairesi,Meşihat-ı İslâmiye gibi, yalnız Türkiye’nin din muallimi değil, belki umum Âlem-i İslâma Meşihat-ı İslâmiye yerine alâkası, nezareti, münasebeti var. Âlem-i İslâm o Diyanet dairesine karşı tam hüsn-ü zan etmek. su-i tevehhüm etmemek hususunda bu zamanda ziyade lüzumu var.

Hem de Türkiye ile ittifak etmiyen İslâmî hükûmetlerde o mübarek daireye karşı su-i tevehhüm gelmemesine büyük bir vesilesi olan ve Âlem-i İslâmın her tarafında belki Avrupa’da da takdire mazhar olmuş Risale-i

(1) Merhum Doktor Tahsin Tola’nın bizzat Diyanet Reisinin ağzından duyduğıı bu haberin Başbakan Adnan Menderes’in müsteşarından gelmesiyle; insana iki şeyi hatırlatıyor.1- Diyanet reisiyle müsteşar birleşerek, bu plânı merhum Menderes dışında hazırlamışlar... 2- Veya Menderes kendisi müsteşarına böyle bir talimatı hususi şekilde vermiştir.

Bu her iki şık da ihtimal dahili olmakla birlikte, birinci şık ihtimal, daha kuvvetli görünüyor. A.

Nur, o Diyanet dairesinin hem şerefini muhafaza ettiğinden, Âlem-i İslâma karşı o dairenin bir eseri olarak intişarı gayet lâzım ve zaruri olduğunu; bu noktayı ehl-i vukuf tam nazara alsınlar. Onun için biçare Said-i Nursi ve Nur talebelerinden yüz derece ziyade Diyanet Riyaseti azaları, hocaları alâkadar olmak lâzım. Ta ki Risale-i Nur dinsizlerin taarruzuna karşı muhafaza ve himaye edilsin. Mükerrer beraetler verildiği halde, olan desisecileri susturmak lâzım...

Said-i Nursi”(2)

Görüldüğü üzere, Hazret-i Üstâd bütün samimiyetiyle Nurların resmen Diyanet dairesince neşredilmesini arzu etmesine rağmen; -Her zaman güzel raporlarıyla himaye etmeye çalışmış oldukları halde- Diyanet Riyaseti bu azim ve küllî hayra ve o pek büyük ve çok mühim menfaate vesile olup delil olamamıştır. Merhum Ahmed Hamdi Akseki 1952’de vefat etmemiş olsa idi,


 /  
2249
Yükleniyor...