Saniyen: Nur Risaleleri, iddia olunduğu gibi müddeinin farzettiği cem’iyetin nizamnamesi hâşâ olamaz. Nur risaleleri Kur’ân-ı Azimüşşanın bir tefsiri olduğunu bilmiyen bir Müslüman kalmamış iken, müddeinin burada kasden Kur’ân-ı Azimüşşana yakışmıyacak bir lisan kullanmasından üzüldüm.
Muhterem hâkim! Bir kimse bir eser yazsa ve bu eseri okuyacak olsa ve okuyanlar da eseri sevse, hatta hayatta kendine rehber ittihaz etse; bu fiil ve hareketi bir cem’iyetin kurulması mı demek olur?..
Yine benim çok eski senelerdenberi içimde sakladığım gayeyi tahakkuk ve te’mine çalıştığımı beyan ile, müteaddit def’alar mahkemeye verildiğimi iddia etmektedir. şimdi müddei benim mahkemelere verildiğimi bildiği halde, bu mahkemelerin neticesinin de nasıl tecelli ettiğini merak edip öğrenmiş midir? Öğrenmiş ise, beraet ile neticelenen bu mahkemelerden (Yani aynı suçlardan dolayı) hakkımda iddianame tanziminde hüsn-ü niyet eserini maalesef görmüyorum. Peşinen arzedeyim ki: Gûya suç diye gösterilen onların cümlesi kavl-i mücerredden ibarettir.
Yine yazdığım bir mektupta “Kur’ân-ı Azimüşşanın istikbalde İslâmiyete tam bir bayram getireceğini, Nur risaleleri ve bu risaleleri okuyanların mahkemelere verildiğini ve fakat âdil mahkemeler huzurunda beraet ettiğimi “yazdığım iddia edilmektedir. Bu temennî ve iftihar vesilesi olan cümlede müddeinin nasıl bir suç bulmuş olduğu anlaşılmamaktadır.
Neticeten: ıddianamede isnad olunan suç hakkında delillere gelince:
1- İkrar ... İşte muhterem hakim! Delil olarak gösterilen ikrarın iddianamede bir temenni ve iftihar vesilesi bulduğu, yüksek nazarınızdan kaçmıyacaktır.
2- şehadet... Suç mahiyetine göre, hadise şehadetle tebeyyün etmez. Çünki 163. maddeye göre suç olabilmesi için kanun mucibince kurulmuş bir cem’iyetin bu maddeye aykırı olarak faaliyette bulunması iktiza eder. Keyfi, indî, farazî bir cem’iyet iddiası ise, hukukî olmaktan çok uzaktır.
Yükleniyor...