hâkim durumundaydı. Yaşlı Nur talebeleri bazı zatlardan duyduğumuz kadarıyla, o güne kadar Üstâd’ın kapısında bekçiler yine bekliyor, tarassutlar yine devam ediyordu. şu 1950 ortalarında vuku’ bulan zehir hadisesinde de, her halde eskiden olduğu gibi, yine bekçilerden bedbaht birisinin eliyle yapılmıştır.

Hadise günü Üstâd’ın yanında bulunmuş Abdullah Yeğin Ağabey hadiseyi şöyle anlattı:

“Üstâd’ın yiyeceklerine konulan zehirden, Üstâd iftarda biraz yemiş ve az sonra baygın halde düşüp kalmıştı. Geceleyin Üstâd karyolasından aşağı düşmüş ve istifrağ etmişti. Midesinden çıkan, simsiyah koyu safran gibi şeylerdi. ıstifrağdan sonra zehirin ölüm tehlikesi geçmiş, Üstâd da biraz rahatlamış ve gözlerini açmıştı. Sabahleyin tam dirildi.. Bir iki gün sonra da Hutbe-i şamiye’nin Arapçasını Türkçeye tercüme etmeye başladı. Hatta sabahleyin kıra gezmeye bile çıkmıştı.

Üstâd Hazretleri de bu zehir hadisesinden bahseden birkaç mektup yazdı. Bunlardan birisi, az üstte kaydedilen Diyanet Reisi Ahmed Hamdi Efendi’ye yazdığı mektup olsa gerektir. İkinci ihtimal de Ahmed Hamdi Efendi’ye yazdığı mektupta bahsettiği zehir hadisesi Afyon hapsinde verilen zehirin te’sirinin devamından bahis de olabilir. Fakat Üstâd, Ramazan içinde (Yani 1950 Ramazanı ki temmuz ayı içindedir) vaki olan bu onbeşinci zehir hadisesinden bir kaç gün sonra talebelerine hitaben şu mektubu yazdı:

Aziz Sıddık kardeşlerim!

Evvelâ: yirmi günden beri şiddetli tesemmüm hastalığımla beraber, gayet endişeli ve meraklı bir tarzda Medreset-üz Zehra’nın vaziyeti ve erkânlarının faaliyeti bir taarruza hedef olmuş veya oluyor gibi şiddetli ızdırapta idim. Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun, hem Hafız Ali, hem Hafız Mustafa. hem bir Said olan bir kardaşımız Hekim-i Lokman gibi o manevi yaralarıma merhemler getirdi.

Saniyen: Siz hiç merak etmeyiniz. Nurlar her tarafta, hariç ve dahilde intişar edip parlaklığını gösteriyor. Hasımlarını susturuyor. Gizli münafık düşmanlar bütün kuvvetleriyle Nurların neşrine ve parlamasına mani’ olmaya çalıştıkları halde, bilâkis parlamasına vesile oluyor. şimdi de mahkemeyi te’hirleri, Nurların sırf serbestiyetine ve neşrine meydan vermemek planıdır. Onun da ehemmiyeti yok.

Salisen: Emanetleri aldık

Kardaşınız

hasta

SAİD-İNURSİ”(15)


 /  
2249
Yükleniyor...