ikazlarda bulundu. Lâkin maalesef o pek mühim iş, çok azim hizmet Diyanetin ve hükûmetlerin resmî eliyle gerçekleşemedi. Merhum Menderes de bir ara Üstâd’ın isteği doğrultusunda Diyanetin nurları neşretmesini arzu etti. Diyanete havale etti ise de, neticede o da olmadı. O durumda Üstâd Hazretleri Nurların resmen neşrini bilmecburiye kendi talebeleri eliyle yaptırdı.

Muhterem Ahmed Hamdi Efendi gayet samimi olarak mezkur hizmetin o tarzda tahakkuk etmesi için ilgilendi. ılk önce Risale-i Nurdan iki takım istedi, bunlardan birisini kendi hususî kütübhanesine, diğerini de Diyanet kütübhanesine koydurdu. Tevafuklu Kur’ânın tab’ıyla da ciddî surette alâkadar oldu. 20.10.950 tarihinde Üstâd’ın tevafuklu Kur’ânını Afyon mahkemesinden resmi bir yazıyla Ankara’ya celbettirdi(14)ve İstanbul mushaflar tetkik heyetine gönderdi, tetkik ettirdi. Fakat tetkik heyeti Kur’ânın yazısını zaiflik ve hat yönünden beğenmedi. Dolayısıyla Kur’ân’da tab’ edilemedi.

Diyanet kütübhanesine konulan bir takım Nur eserlerini de, merhum Ahmed Hamdi Efendi Diyanet müşavere heyetine incelettirdi. Fakat anlaşılan: müşavere heyeti, zaman ve zeminin nezâketi dolayısıyla, Diyanet riyaseti adına Nur Risalelerinin neşrini o sıra benimsemedi.. Öylece kaldı...

Böylece Hazret-i Üstâd’ın Afyon vilâyet merkezinde geçirmiş olduğu yetmiş iki günlük hayatı dahil, Emirdağ’a geldiği gün, 2 Aralık 1949’dan, 16 Mayıs 1950’ye kadar sekiz aylık hayatında,hatta 1950’nin son yarısına kadarki hayatında yapılan hizmetlerin özeti ve hülâsası bundan ibarettir denilebilir.Tabii ki; Nur talebeleri Isparta ve ınebolu’da hızlandırdıkları neşriyat içinde, küçük Tarihçe-i Hayatın neşri vesaire... Ve Ankara ve İstanbul’da meb’uslar ve sairelerle görüşmeler, verilen konferanslar, tanışmalar ve saire hizmetler özeti anlatılanlardan hariç kalmak şartıyla...

(13) İslâm Âleminde bilfiil bu tarz propagandanın maddi tezahürlerini ben bizzat bir misalini kendim müşahede ettim. şöyle ki 1967’de Suriye’ye gitmiştim. Suriye’nin Rakka vilayetine bağlı, uzaktan akraba gelen bir köye misafır gittim. Köyün yaşlıları benim namaz kıldığımı görünce “Siz Türkiyeli insanlar Kur’ânı okumak biliyor musunuz?” dediler. Evet, Elhamdülillah! dedim “Peki siz namazda aynen bu Kur’ânı mı okuyorsunuz?” dediler. Elbette dedim, namazda Kur’ân’dan başka ne okunur ki! dedim. Amma dediler: “Biz sizi başka duymuşuz,Namazda Türkçe birşeyler söylüyormuşsunuz!. Ne münasebet dedim. ısterseniz size Kur’ân’dan okuyayım, hatta mânâsını da söyleyeyim dedim. Çok hayrette kalarak:”AIlah Allah biz ne kadar yanlış duymuşuz” dediler. A.

(14) Emirdağ-2 Müntehap dosya, sıra no: 24.

Üstâd’I ZEHİRLEDİLER

Afyon hapsinde üç defa vuku’ bulan zehir hadiselerinden gayri, hapisten sonra Üstâd Emirdağ’ına getirildikten -tahminen- yedi sekiz ay sonra, 1950 Ramazan-ı şerifi sonlarına doğru, yani temmuz ayı içinde Hazret-i Üstâd’ı burada yeniden zehirlediler. Bu zehir, tesbitlerimize göre onbeşinci zehir oluyordu.

Altı okçu CHP zihniyetinin dikta rejimi yıkıldığı halde, fakat memlekette vali, kaymakam gibi büyük memurlar ve brokratlar kitlesinin alışmış oldukları diktatörlük yine kısmen devam ediyor ve hatta bir nevi CHP yine


 /  
2249
Yükleniyor...