gâh gülüyor, gâh üzülüyor ve bize diyordu ki;

“Kardeşlerim! O zat bize benzemez. O bir harikadır. Hem onun bazı halleri vardır ki; O, o zaman kendine sahip değildir. Kalbine ne doğarsa tecelliyat-ı ilâhiyyedir” diye Risale-i Nur’un kudsî tercümanını bize anlatıyordu.

Hatta Ayasofya Camiinde, binlerce kişiye, aziz kahraman Molla Said’in nutkunu anlatırken, hayretler içinde kaldık...(11)

Elbaki Hüvel baki Duanıza muhtaç perişan ve kusurlu hizmetkarınız

Sungur”(12)

İşte, zahiren cüz’î gibi görünen Ahmed Hamdi ile muhabere ve mektuplaşma hadisesine Hazret-i Üstâd’ın fazlasıyla üzerinde durup ehemmiyet vermesinin, hatta 1956’da Nurun serbestiyet kazanması üzerine, yeniden hükûmet ve Diyanet Riyaseti eliyle nurların neşrini büyük bir arzu ile istemesinin elbette hikmet ve sebebleri vardır.

(11) Bu mektubun geri kalan kısmı Ayasofya nutku vesilesiyle bu kitapın o makamına dercedildiği için tekrar edilmedi. A.B.

(12) Emirdağ-2 Müntehap küçük dosya sıra no: 6

Evet, Üstâd’ın mektuplarında da görüldüğü gibi, ilk başta Ahmed Hamdi Efendinin şahsında, Müslüman bir milletin hükûmetinin Diyanet ışleri Reisine kendi Nur kitaplarını neşir için, maddî lıiç bir şart ve kayd koymadan teslim etmesiyle arzu ettiği şey; hükûmet ve Diyanet eliyle Nurların serbestiyetini temin etmek ve nurları resmen âleme karşı onların eliyle ve onlara mal etmek suretiyle neşrini gerçekleştirmek idi. Bununla da; öteden beri Türkiye dışında olan Âlem-i İslâm milletlerinde, Türkiye Müslümanları aleyhinde propaganda yapan ve Türkiye’yi dinsizlikle ittiham eden(13) ecnebilerin hâince entrikalarını bilfiil kırmak ve tekzib etmek için idi.

Evet, Hazret-i Üstâd Bediüzzaman, bu hizmetin ve bu gayenin tahakkuku için çok çalıştı. Tevafuklu Kur’ânını, bütün Risale-i Nur eserlerini Diyanet Riyaseti eliyle, dolayısıyla Türkiye hükûmeti eliyle neşir edilmesi için çok çırpındı. Ayrıca D.P hükümetine bu mevzu’da bir kaç mektup yazdı,

 /  
2249
Yükleniyor...