Salisen: Risale-i Nur haysiyetiyle benim şahsıma haddimden çok ziyade olan teveccüh ve hürmeti, aynen hediye ve sadaka ile verilen mal gibi bana şahsım itibarıyla kabul ve arzu etmekliğimi caiz görmüyorum. Çünki nurlardaki mal, benim değil Kur’ânın malıdır. Fikrimin mahsulü değil, belki şiddet-i ihtiyacım için bu zamanda en evvel o kudsî ilâçlar bana verilip, tercüman oldum. Sonra o çok menfaatli hizmeti Nur şâkirdlerinin şahs-ı manevisi tam tamına gördü. Benim hisseme karşı ziyade teveccüh ve hürmet çok pahalı oluyor. O fiatı veremediğimden ve başkaların hakkı olduğu için, o manevi hediyeyi kabul etmek bana ağır geliyor. Helâl olmuyor.
Onun içindir ki, şimdi bu üçüncü imtihanımızda Nur şâkirdlerinin her birini derecesine nisbeten, kendime birer vâris ve hizmet-i kudsiyede birer Said ve her birisine, hususan hâslara icazet-i ilmiye ve bir nevi şehadetname hükmünde birer icazetname vermeye karar verip ve o icazetnameye liyakatlarını rahmet-i ilâhiyyeden rica ediyorum.. Ve onların hüsn-ü zan ile benden bekledikleri birer Üstâdlık ve birer ustabaşılık vazifesi itibarıyla, benim bedelime Nurun her bir mecmuası birer Üstâd ve birer ustabaşı onlara inayet-i ilâhiye tarafından verildi.. Ve Nura hizmet olan büyük vazifem dahi, o mübarek ve metin ve halis şâkirtlere verilmiş diye kanaat ettim. Bunun için benim bu teveccüh ve hürmet-i umumiyeden hissem pek azdır. O küllî teveccühü kendime kabul etmek, kendi nokta-i nazarımda ihlâsıma münâfî görüyorum.
İkinci Sual: Senin bu teveccüh-ü ammeden çekinmen, nurun intişarına ve istifadesine belki bir zarar olur?
Elcevab: Vazifemizi yapmak ve vazife-i ilâhiyyeye karışmamak elzemdir. Nurları halka kabul ettirmek ve onları ondan istifade ettirmek vazife-i ilâhiyyedir. Ona karışamayız. Yalnız müşteri ve muhtaç olanlara tebliğ ve göstermektir. Onları ve Nurları satın almaya teşvik etmeye ihtiyaç kalmamış.
Yükleniyor...