Feyzi Efendi’ye sordum. hadisenin aslı, yani Üstâd’ın Vilâyete çağrılması doğru... Fakat gerisı mübalağa ve yalandır.” dedi. “Çünki o günü ben de Üstâd’la beraberdim, sadece merdiven başında nasihatvarî bir iki konuşma oldu, Üstâd’la onun arasında...” dedi.
Gerçekten de Hazret-i Üstâd, tüm Kastamonu hayatında tek bir defa vilâyete çağrılmış, o da yalnız bu hadisedir. Üstâd hazretleri Emirdağ-1 mektuplarında ve bazı dilekçelerinde bir kaç defa hadiseyi dile getirmiştir.
İkincisi: Kastamonu’nun medar-ı iftiharı ehl-i hakikat bir âlim olan Mehmed Feyzi Pamukçu Efendi’dir. Der ki:
İlk defa, 1937 senesinde İstanbul’da Kastamonu’lu bir adam bana: “Kastamonu’ya bir hoca geldi” diye Üstâd’dan bahsetmişti. Daha sonraları Kastamonu’ya geldikten bir sene kadar geçmişti ki, Üstâd’ı tanımak şerefine erdim. Beni nurlara celbeden “Otuzikinci Söz” olmuştu. Otuzikinci Sözü okuduğum zaman, yattığımda bir rü’ya görmüştüm: Büyük bir şose, hava ise sünbulî ala karanlık... Büyük kalabalık insanlar vardı. “Bu asrın vazifeli şahsiyeti geliyor” denildi. Ekin biçildiği zaman çıkan tırpan sesi işitiyordum. Hışırtı devam ediyordu. Daha sonraki senelerde, Üstâd’la beraber tevkif edilip Denizli’ye gittiğimiz zaman aynen o yolu orada gördüm. Nazif Çelebi’deki Üstâd’ın abası, rü’yadaki aynı aba idi.
Üstâd Hikmet Kanunlarına Göre İnsanları İdare Ederdi
Üstâd kimini medhü sena ile, kimini tekdir ile, kimini de takbihle idare etmişti. işte bu idarecilik bir kemal alâmetiydi. Herkesi kendi mertebesinde idare ederdi.
İkinci Cihan Harbi’nde İstanbul’da yedi ay kadar ihtiyat askerliği yaptım. Fatih’te bulunmuştuk. Terhis olduktan sonra, orada kalmak istiyordum. Kardeşimiz Tahsin, (Tillolu Tahsin Aydın) bana mektup yazmıştı. Üstâd mektubun altına şu notu kaydetmişti:
“Feyzi kardeşim! İstanbul Eski Said’i bilir. Yeni Said’in kardeşi Feyziyi aldatıp kendine çekmesin. Senin orada kalmana Risale-i Nur razı değil...”
{ Üstâd’ın bu notu üzerine Fevzi Efendi İstanbul’da kalmamış, orada Üstâd’ın bazı eski eserlerini de bularak alıp Kastamonu’ya dönmüştü. A.B.}
Bu notu Üstâd kırmızı kalemle yeni bir ucla yazmıştı, kendi hattıydı.
Üstâd’la beraber bulunduğumuz yılların hatıraları hülaseten, şöyledir: “Eskiden ismim Mehmed Fevzi idi. Üstâd, “Muhammed Feyzî olsun” dedi.. Ve öyle oldu.
Gerçekten de Hazret-i Üstâd, tüm Kastamonu hayatında tek bir defa vilâyete çağrılmış, o da yalnız bu hadisedir. Üstâd hazretleri Emirdağ-1 mektuplarında ve bazı dilekçelerinde bir kaç defa hadiseyi dile getirmiştir.
İkincisi: Kastamonu’nun medar-ı iftiharı ehl-i hakikat bir âlim olan Mehmed Feyzi Pamukçu Efendi’dir. Der ki:
İlk defa, 1937 senesinde İstanbul’da Kastamonu’lu bir adam bana: “Kastamonu’ya bir hoca geldi” diye Üstâd’dan bahsetmişti. Daha sonraları Kastamonu’ya geldikten bir sene kadar geçmişti ki, Üstâd’ı tanımak şerefine erdim. Beni nurlara celbeden “Otuzikinci Söz” olmuştu. Otuzikinci Sözü okuduğum zaman, yattığımda bir rü’ya görmüştüm: Büyük bir şose, hava ise sünbulî ala karanlık... Büyük kalabalık insanlar vardı. “Bu asrın vazifeli şahsiyeti geliyor” denildi. Ekin biçildiği zaman çıkan tırpan sesi işitiyordum. Hışırtı devam ediyordu. Daha sonraki senelerde, Üstâd’la beraber tevkif edilip Denizli’ye gittiğimiz zaman aynen o yolu orada gördüm. Nazif Çelebi’deki Üstâd’ın abası, rü’yadaki aynı aba idi.
Üstâd Hikmet Kanunlarına Göre İnsanları İdare Ederdi
Üstâd kimini medhü sena ile, kimini tekdir ile, kimini de takbihle idare etmişti. işte bu idarecilik bir kemal alâmetiydi. Herkesi kendi mertebesinde idare ederdi.
İkinci Cihan Harbi’nde İstanbul’da yedi ay kadar ihtiyat askerliği yaptım. Fatih’te bulunmuştuk. Terhis olduktan sonra, orada kalmak istiyordum. Kardeşimiz Tahsin, (Tillolu Tahsin Aydın) bana mektup yazmıştı. Üstâd mektubun altına şu notu kaydetmişti:
“Feyzi kardeşim! İstanbul Eski Said’i bilir. Yeni Said’in kardeşi Feyziyi aldatıp kendine çekmesin. Senin orada kalmana Risale-i Nur razı değil...”
{ Üstâd’ın bu notu üzerine Fevzi Efendi İstanbul’da kalmamış, orada Üstâd’ın bazı eski eserlerini de bularak alıp Kastamonu’ya dönmüştü. A.B.}
Bu notu Üstâd kırmızı kalemle yeni bir ucla yazmıştı, kendi hattıydı.
Üstâd’la beraber bulunduğumuz yılların hatıraları hülaseten, şöyledir: “Eskiden ismim Mehmed Fevzi idi. Üstâd, “Muhammed Feyzî olsun” dedi.. Ve öyle oldu.
Yükleniyor...