Üçüncü rivayet ki; Üstâd’ın yeğeninin, Âlişan Paşa’nın sülâlesine mensubiyyet tezidir. Bunu hangi Âlişan Paşa’ya bağlayacağız. Bu Paşa kimin paşası? Osmanlının mı? İranlı’nın mı? Selçuklunun mu? Yoksa mahallî bir paşa mı? Belli değil. Ayrıca paşa olunca da, belli bir sülâleye mensub olduğu mânâsı çıkmaz.
Gelelim, Cemal Kutay’ın “Mirza” ismi üzerindeki yorumlarına:
“Bilinmeyen Taraflariyle Said-i Nursi” isimli kitabın ilk baskılarında da “Mirza” isminin, Azerî Türklerin “Bey, Ağa” karşılığında kullanıldığını yazdı. Bir ismin lûgat mânâsı üzerinde neden bu kadar yorum türettiler bilmiyorum.
Filhakika, “Mirza” Emirzade’nin kısaltılmışıdır.. Ve aslı itibariyle yarısı Arabça(18) yarısı da Farsçadır. Lûgat mânâsı ise, “Emirin oğlu” demektir.. ve bu terkibli ismin kısaltılmış şekli olan “Mirza” tabiri, bugün Azerî Türklerinden kat kat ziyade Hindistan, Pakistan ve Doğu vilayetlerimizdeki Müslümanlar kullanmaktadır. Amma lûgat mânâsı nazara alınmadan kullanılır. Aslında bütün isimler takılırken, ille de lûgat mânâsının ifadesi aranmaz. Nasıl ki, “Fâtih” ismi bugün çok kimselerde vardır. Amma hiçbirisi Fatih Sultan Mehmed değildir. Hatta belki de sülalesinden de değildir.
Evet, “Mirza” ismine bugün dahi Doğu vilâyetlerimizde çokça rastlamak mümkündür. Ama isim ile müsemma arasında bir münasebet bulamazsınız. Bir çok fakir, işçi ve çobanların da aynı ismi taşıdıkları görülmektedir. Fakat ekseriya “Mirza”yı “Mirzo” veya “Mirze” olarak kullanırlar.
Hülâsa: İsmin lûgat mânâları üzerinde yorum yapacak olursak, çok zor tekellüflere girmiş oluruz. Eğer lûgat mânâsiyle, Üstâd’ın Nurs ahalisinden elde edilen tesbitlere göre, beşinci babası olan “Mirza Reşan” ismi üzerinde duracak olursak, “Reşan” Kürtçede “Reş” kelimesinin cem’idir ve siyahlar olur. Binâenaleyh, “Siyahgillerin Mirzası” şeklinde karşımıza çıkar.
Yükleniyor...