hale getirmek ve İslâmiyet’in küllî, cihanşümul, kudsî düsturları içinde bir nevi İslâmlaştırmak için lâzım gelen her şeyi dedi, herşeyi yazdı, her tedbiri düşündü ve söyledi. 1918 - 1923 arasında yazdığı kitaplarında bu mevzu' yer yer işlenmiştir. Fakat burada bu meselenin detaylarına inmek, bu makamda belki saded harici olur diye kısa kesiyoruz.

BEDiüZZAMAN’IN ESARET GüNLERi

Üstâd’ın Rusya’daki esaret müddeti hakkında çeşitli tarih ve rakamlar verilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri kendisi de, tam tamına gününü ve ayını vermiyerek, Risalelerinin bazı yerlerinde “üç sene”, diğer bazı yerlerinde de “iki-buçuk sene” der. Üstâd’ın büyük Tarihçe-i Hayat kitabında da “iki-buçuk sene kadar” şeklinde kaydedilmiştir. şayet bu esaret müddeti, günü gününe tam bir hesabı yapılması icab ederse şöyledir:

Bitlis'te ilk yaralandığı ve ayağı kırıldığı geceden itibaren, esaretten kurtulup İstanbul’a ayak basışına kadar, aradaki zaman şöyledir:

19 şubat 1331 Rumi, 2 Mart 1916 Miladî, esaret başlangıcı...

Bulgaristan’ın başkenti Sofya’dan İstanbul’a trenle hareket günü 17 Haziran 1334 Rumi, 4 Haziran 1918 Miladî’dir. Bu iki tarih arası tam iki sene üç ay 28 gündür. İstanbul’a ulaştığı günü, haber şeklinde veren Tanin gazetesinin tarihi 25 Haziran 1334 Rumi, 8 Temmuz 1918 Miladî’dir. Bu tarih eğer Üstâd Bediüzzaman'ın İstanbul’a ulaştığı ilk gün ise, esaret günlerinin -bu tarihe kadar- tamamı iki sene, dört ay, beş gündür. Hicrî takvime göre, Üstâd’ın İstanbul’a ayak basışı, 19 Ramazan 1336'dır..Ve Hicrî hesapla 23 gün kadar fazlalık vardır ki, tam iki buçuk sene olur.

Bu iki kesin tarih arasındaki esaret zamanıyla, Bediüzzaman Hazretleri’nin beyanları arasındaki fark, küsûratın nazara alınmama keyfiyetidir. Bediüzzaman'ın eserlerini okuyanların malûmudur ki; mesela “ba'zen kırk sene evvel şöyle oldu.” der. Halbuki bunu günü gününe hesapladığımızda, 36 sene gibi bir şey karşımıza çıkar. Bunlar gibi, büyükçe rakamlarda iki üç rakamları çoğu zaman nazara almadığı gibi, şu esaret müddeti gibi küçük aylar küsuratını da nazara almamıştır. Nitekim az yukarda da bu rakamlar ile ilgili bazı örnekler verilmiştir.

Evet, Bediüzzaman'ın esaret müddeti; İstanbul’a geldiği gün, iki senesi dolup, üçüncü senesinin ilk yarısı başına girildiği için, bazen esaret müddetine “üç sene” der. Yani; üçüncü senesi içinde demek ister. Yahut da bir iki ayı nazara almadan, ya da Hicrî hesaba göre yuvarlak olarak “iki-buçuk sene” der.


Yükleniyor...