(1) Bu tercüme üstteki Arapça temcid ve tesbihin bizzat tercümesi değil, belki “Evet” ile başlayan ve üsttekinin izahları makamında olan aslının Arabîsindeki uzun tesbihin tercümesidir. Dört sahifeye yakın olan bu tercümeyi; Arabî asılda bir cümle halinde olduğundan, yine bir cümle ile bağlamaya mecbur oldum. Başka türlü yapamadım, kari’lerden özür dilerim. (Mütercim)
ey, melaikeler mütefavit cinsleriyle ve o cinsler, muh- telif dilleriyle ve o diller mütenevvi’ zikirleriyle seni tesbih eden Zat-ı Akdes! (2)
Ve ey, bu kâinat, kendi âlemleri ve o âlemlerin erkânları ve o erkânların azaları ve o azaların eczaları ve envalarının cüz’iyatı ve o cüz’iyatın hüceyratı ağızlarıyla; hem yine kâinat kendi zerratının ve o zerratın umum esîrinin ağızcıklarıyla; ve senin sun’-u hakîmanen ile herbirisi kendindeki hakîmane nizamatının ve âlî mizanlarının ve manzum ahvallerinin ve mevzun keyfiyetlerinin elsine-i mahsusasıyla seni tesbih eden Sultan-ı Mutlak!
Ve ey, cennet kendi bostanlarının ağızlarıyla ve onun neşideleri hükmünde olan hurileriyle; ve kasırlarının kasideleriyle ve ağaçlarının manzumeleriyle ve semerelerinin birbirine benzemeklik içindeki mevzuniyetleriyle sana tesbih eden Rahman-ı Rahim! (Nasılki bu dünyada dahi onların nümuneleri olan semereler, Cennet meyvelerini güya takliden seni tesbih ederler.)
Ve ey gece ve gündüzü ardı sıra değiştiren ve şems ve kameri emrine müsahhar ettiren Zat-ı Kadir! Şu semavat, kendi burçlarının manzumeleriyle ve güneşlerinin ağızlarıyla ve yıldızlarının kelimatıyla; mizan içindeki nizamlarının ve zinet içindeki intizamlarının ve haşmet içindeki parlamalarının ve müsahhariyet içindeki inkıyadlarının ve sükût içindeki sükunetlerinin ve hareket içindeki hikmetlerinin lisanıyla seni tesbih eden Sultan-ı Zülcelal!
____________________________________
Yükleniyor...