Hem müteaddid ve birbirinden farklı hâdisatın ahkâmını beyan ederek geldiği halde, kemal-i intizamından sanki hâdise birdir.
Hem muhatablarının derece-i fehimlerine münasib bir üslubda -lasiyyema münzelün aleyh-in mütenevvi’, mütehalif hâlât-ı telakkisiyle beraber- tenezzülat-ı İlahiyeyi tazammun ederek nüzul ettiği halde, temasül ve selasetinin kemal-i hüsnünden dolayı güya halet, yalnız birdir.
Hem fehim ve istidadca birbirinden uzak ve müteaddid ve çeşitli esnaf-ı muhatabîne müteveccihen konuşarak geldiği halde, sühulet-i beyanından ve cezalet-i nizamından ve vuzûh-u ifhamından dolayı sanki muhatab yalnız bir tanedir. Hattâ o derece ki herkes, her sınıf zanneder ki; bil’asale muhatab kendisidir.
Hem iç içe girift ve mütefavit irşadî gayelere mühdî ve mûsil olarak nüzul ettiği halde, kemal-i istikamet ve müvazenet ve nizamından güya maksad yalnız birdir.
İşte kimin basiretinde selim bir gözü varsa, kat’iyyen ve şeksiz olarak görecektir ki; Kur’anda öylesi bir göz vardır ki; o göz bütün kâinatı zâhir ve bâtını ile göz önünde vâzıh bir sahife gibi görüyor ve onu istediği şekilde çevirip döndürür ve dilediği tarzda meanisini tarif eder.
ALTINCI KATRE: (Bu Katre, Kur’an’ın -Katre Risalesi’nde zikrettiğim vechile- sair kelâm ile mukayeseye gelmediğine dairdir.)
Evet, bilmiş ol ki: Kelâmın yükseklik, kuvvet, hüsün ve cemal tabakalarının menbaları dörttür. 1- Mütekellim, 2-Muhatab, 3- Maksad, 4- Makam’dır. Yoksa üdebanın sapıttıkları gibi, yalnız makam değildir.
Öyle ise,
مَنْ قَالَ وَ لِمَنْ قَالَ وَ لِمَا قَالَ وَ فِيمَا قَالَ
ye bak. Yani kim söylemiş, kime söylemiş, ne için söylemiş, hangi makamda söylemiş ise ona bak.
Binaenaleyh, kelâm eğer emir ve nehy ise, elbette mütekellimin derecesine göre irade ve kudreti de tazammun edecek ve ona göre kuvvet
Yükleniyor...