Bil ki! Şu sâbık nükteden (Beşinci Nükte’den) anlaşıldığı üzere, Kur’an mevcudat ve âsâra yalnız Cenab-ı Hakk’ın ef’aline olan vücûh-u delâletlerine ve Zât-ı Zülcelal’in esmasına ait ef’alini izhar eden vecihlerine ve o fiillerin cedavili, ne suretle bahr-i esmaya dökülüp toplandığına; yahut silsile-i ef’al, nasıl o esmadan çıkıp cereyan ettiğine; hem sıfatların şuaları olan esma, ne vecihle eşyayı ihata ettiklerine nazar ediyor.
Elhasıl: Kur’an, mevcudatın kendi Fâtırlarına bakan vecihlerine nazar etmektedir. Amma felsefe ise, ancak mevcudatın kendi nefislerine ve sebeblerine bakan vecihlerine; veya felsefî ve san’avî bazı cüz’î maslahatlarına ait gayelerine bakmaktadır.
İşte sen gel, fünun-u felsefiye ile hakikattan sapanların ve gelip de, onu Kur’anın kudsî mesailine mihenk ve mizan ittihaz edenlerin acib cehaletlerini gör, ibret al!. Evet
اِنَّ الْفُنُونَ جُنُونٌ كَمَا اِنَّ الْجُنُونَ فُنُونٌ
Yani: ‘Fennî ilimler –mezkûr cihetten- bir delilik olduğu gibi; deliliğin adıda fenlerdir.’ diyenin sözü, ne kadar doğru imiş gör.
BEŞİNCİ KATRE: Bil ki; “Habbe” Risalesinde zikrettiğim vechile; Kur’anın -ilm-i beyan ve fenn-i maâninin şehadetiyle- cümleleri ve heyetleri arasında raik bir selaseti, faik bir selâmeti, metin bir tesanüdü, muhkem bir tenasübü, teavunu cem eylemesi; ve ayât ve makasıdı mabeyninde şaşmaz bir tecavübü saklaması lemaat-ı i’cazından olduğu halde, yirmi sene zarfında hacetlerin mevki’lerine göre necim necim, parça parça nüzul etmesiyle beraber, müteferrik zamanlarda zaman zaman bazı fasılalarla ara vererek nüzul ettiği halde, kemal-i içtima’ ve insicamından sanki bir defada nazil olmuştur.
Hem birbirine muhalif ve mübayin olan esbab-ı nüzul içinde nâzil olduğu halde, kemal-i tesanüdünden güya sebeb yalnız birdir.
Yükleniyor...