Ve eğer âlemi, gayet yüksek müzeyyen bir kasır ki, çok muhteşem salon ve daireleri olup, Sultan-ı Ezel’in saltanatının şa’şaası ve haşmetinin hârikaları ve tecelliyat-ı cemalinin mehasini ve san’atının havarik-i nukuşu o kasırda tezahür ettiği bir vaziyette görürsen; işte o zaman Aleyhissalatü Vesselâm’ın nurunu o kasra bir nezzar, bir teşrifatçı olarak göreceksin… Ki evvelâ kendisi için onu seyr ve temaşa edip, sonra bütün insanlara nida ederek “Ey insanlar! Geliniz bu nezahetli manzaralara bakınız ve fıtratınızda mevcud bulunan istidadınızdaki hayret, tenezzüh, takdir, tenevvür ve tefekkür gibi herşeyinizi alıp geliniz ve hazırlanınız ve iyi temaşa edip tam istifade ediniz! Ve hakeza bunlar gibi hadsiz âlî matlabları insanlara bildiriyor ve bunları insanlara irae ediyor. Böylece hem kendisi şehadet ediyor, hem de insanları işhad ediyor.Ve hem kendisi hayrete dalıyor, hem insanları hayrete davet ediyor. Ve hem kendisi, o Malik-i Zülcelalini seviyor, hem de onu insanlara sevdirmeye çalışıyor. Hem kendisi o Malik’ten istizae ediyor, (yani envar-ı hidayetten nurlar alıyor,) hem de insanlara onun gelmesine vesile oluyor. Ve hem kendisi istifaza ediyor, hem de insanların üzerine feyz-i İlahînin inmesine vasıta oluyor.
اِعْلَمْ
Ey kardeş bil ki; insan, kat’iyyen şecere-i hilkatın semeresidir. Semere ise, bütün ağacın en ekmeli ve kökten en uzağıdır. Hem ağacın bütün eczasının hasiyetlerini kendisinde cem’eden hârika bir şeydir. Öyle ise, böyle bir semerenin bâki kalması ve istibka ile muhafaza edilmesi lâzımdır.
İşte, Cenab-ı Zat-ı Kadir (Celle şânühû) insan nev’inden birisinin çekirdek-i insaniyesinden, o şecere-i hilkatı inbat ettikten sonra, tekrar o Fatır-ı Zülcelal, aynı o insanı hilkat ağacının en âhir bir semeresi kılmıştır. Ve sonra da, Cenab-ı Rahman, o semereyi şecere-i İslâmiyete bir çekirdek yapmış ve âlem-i İslâmiyete bir sirac ve onun manzumesine bir güneş kılmıştır. Öyle ise semerenin içindeki çekirdekler, bilkuvve olarak kendi aslı gibi semeresi olduğu ağacının bütün levazımatını müştemil bulunması lâzımdır.
اِعْلَمْ
Ey kardeş bil ki; insan, kat’iyyen şecere-i hilkatın semeresidir. Semere ise, bütün ağacın en ekmeli ve kökten en uzağıdır. Hem ağacın bütün eczasının hasiyetlerini kendisinde cem’eden hârika bir şeydir. Öyle ise, böyle bir semerenin bâki kalması ve istibka ile muhafaza edilmesi lâzımdır.
İşte, Cenab-ı Zat-ı Kadir (Celle şânühû) insan nev’inden birisinin çekirdek-i insaniyesinden, o şecere-i hilkatı inbat ettikten sonra, tekrar o Fatır-ı Zülcelal, aynı o insanı hilkat ağacının en âhir bir semeresi kılmıştır. Ve sonra da, Cenab-ı Rahman, o semereyi şecere-i İslâmiyete bir çekirdek yapmış ve âlem-i İslâmiyete bir sirac ve onun manzumesine bir güneş kılmıştır. Öyle ise semerenin içindeki çekirdekler, bilkuvve olarak kendi aslı gibi semeresi olduğu ağacının bütün levazımatını müştemil bulunması lâzımdır.
Yükleniyor...