Çünkü meselâ bir arı, Cenab-ı Vâcib-ül Vücud’a isnad edilmediği zaman, bütün âlemin erkânlarıyla alâkadarlığı hasebiyle, arının icadında yer ve göklerin iştiraki lâzım gelir. Halbuki eşya-yı kesîrenin bir vâhidden suduru; bir tek şeyin kör ve sağır ve birbirine zıd olan ve birbiriyle ihtilât ettikçe körlük ve sağırlıkları ziyadeleşen o eşya-yı kesîreden sudûr etmesinden kat kat daha kolaydır. Bununla beraber, eşya-yı kesîreyi birtek zata isnad etmekte şayet bir zerre kadar külfet varsa, bir tek şeyi eşya-yı kesîreye havale etmekte külfetler ve meşakkatler dağlar kadar büyür ve çoğalır. Çünkü bir vâhid, birtek fiil ile kesrete bir vaziyet verip, bir netice istihsal eder ki; eğer kesrete havale edilse, o vaziyeti bulmak ve o neticeyi istihsal etmek mümkün olamaz. Ancak pek çok fiiller ve çok büyük tekellüflerden sonra belki taklidî bir sureti mümkün olabilir.
Meselâ, bir zabit kendi neferatının başında olduğu zaman ile; o iş neferata bırakıldığı vakitki gibi.. veya su damlalarından müteşekkil bir fevvare (yani suyu fışkırtan âlet) ile; aynı vaziyet başıboş su damlalarına havale edildiği zamanki gibi.. veyahut da nokta-i merkeziyede bulunan bir lâmbanın; dairenin etrafındaki noktalara sühuletle in’ikas ettiği vaziyetle; aynı bu vaziyet nikat-ı daireye havale edildiği zamanki gibidir. Bununla beraber; birinci vaziyette tevehhüm olunan istib’ad ve istiğrab, ikincisine havale edildiği zaman, pekçok müteselsil muhalâta inkılab ederler. O muhallerden birkaçı şunlardır:
1 - Her bir zerrede Vâcib-ül Vücud’un sıfatlarını farzetmek lâzım gelecektir. Çünkü san’atın kemali ve ondaki nakışlar, hem o san’atın ittikan üzere yapılışı elbette bir ilm-i muhiti ve mutlak bir basarı ve tam bir kudreti ve şamil bir iradeyi iktiza ediyor.
Yükleniyor...