وَقَالَ هُوَ اَكْرَمُ مِنْكُمْ وَاَحَقُّ بِالْخِلاٰفَةِ..

Gibi mukadder bir cümleye işaret eyler. Bu cümlenin mânâsı: (Bunun üzerine Cenab-ı Alîm-i Hakîm melaikelere hitaben dedi ki: O, sizden daha çok kerimdir.. Ve hilafete de en layık ve müstehaktır.)

Amma

عَرَضَهُمْ

ise, Yani enva-i türlü eşyayı yayarak ve sererek melaikelere izhar edip arz eyledi. Adeta müşteriye satmak için nazarlarına sunmak, ya da asker saflarını kumandana takdim etmek tarzında arz eyledi. İşte bu mânâ içinde, şöyle bir işaret hissediliyor ki: mevcudat, sahib-i idrak olanların malıdır; ilim ile

{ Bir şerh:

Şu parağraftaki işaretli ma’nalar şöyle tefsir edilebilir ki: “Sahib-i idrak”, ilim ve marifet sahibi kimseler, en başta insandır. İnsan mevcûdatın tamamından istifade etme imkânına sahiptir. Mevcûdatı, eşyayı “ilim ile satın alabilir” den maksad şu olabilir ki: Eşyanın, mahlukatın istidad dilini bilip anlayarak, mahiyetçe neye yaradıklarını ve yaradılış hikmetlerinin kanunlarını fehmederek; ve kâinat nizamına ve âdetullah kanunlarına muraat ederek, onu –bir halife-i arz olan insan– kendine maledebilir.

Ve “ismiyle onu tutabilir.” den murad; her nev-i mevcûdata dair tşekkül etmiş ve etmekte olan fenn ve ilimlerin mahiyetini ve eşyanın kanûnlarını kavrayan kimseler ve onlardan istifade yollarını tam öğrenen ve bulanlar; o neviden, mesela “kimya, biyoloji” gibi ilimlerle istifede edebilir.

Ve “Sûretin temessüliyle ona mâlik olunabilir” den ğaye de, derin ve geniş ve kısmen inkişaf etmiş ve istikbalde belki daha da edecek olan beşerin harika teknolojisinden çıkan ve temessül-ü sureti bir derece gösteren Televizyonlar ve uydular vasıtasıyla elde edilen suretler ve saireler olduğu gibi; cinn, ervah ve meleklerin ve hatta evliya ervahlarının temessülleriyle de insanın bir çok istifade yollarının açık olabileceğini ifade ediyor gibidir. –Mütercim–}


satın almakta, isim ile tutabilmekte ve suretin temessül eylemesiyle ona mâlik olunabilmektedir.

 /  
505
Yükleniyor...