قَالُوا
diyerek, istifsarları içine karışan İblisin enaniyetinin desiselerinden teberrî eyleyerek dediler ki:
سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Sonra: İstidatları camiiyetli olmamasından, Melaikenin âcizlikleri zahir olunca; artık makam, Ademin (a.m) iktidarını beyan etme merhalesine gelip o beyanı iktiza eyledi. Tâ ki onunla muaraza işi tamamlanmış olsun. İşte bu noktadan Ademe hitab geldi ve:
يَا آدَمُ اَنْبِ ْهُمْ بِاَسْمَاءِهِمْ
diye fermani sudûr- pezir olmuştur. (Yani: Ey Adem, eşyanın isimlerini melaikeye haber ver, bildir diye Hakîm-i Alîm in emri varid olmuştur.)
Sonra: Vaktaki, bu meselede hikmetin sırrı, (Yani: Cenab-ı Allah’ın Adem Aleyhisselamı yaratıp halife kılmasındaki hikmetin sırrı) zahir oldu.. Ve o hikmete râm olup uyuldu. İşte o vaziyette makam, önceki ayette icmalli olan cevabın istihzar edilip şurdaki tafsilli olan cevaba bir netice gibi yapılması iktiza eylediği için, Melaikeye hitaben:
اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنِّي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ
وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
diye ferman buyurulmuştur. (Yani: Ben size ey Melekler demedim mi ki; tahkikan ben semavatın ve yerin gaybını, örtülü esrarını bilen bir alîmim.. Ve sizin gerek izhar eylediğinizin, gerekse saklı bulundurduklarınızın tamamını bilmekteyim.)
Sonra: Şu noktayı da bilmelisin ki; şu yapılmış sual ve cevapların îzah ve beyanlarının neticesi olarak; Melaikelerle Allah ü Zülcelal arasında vuku’a gelmiş karşılıklı konuşma ve mukavelenin sureti, nihayette şeffaflaşarak, hadise ve meselenin hikmetini istifsar etme vakıasının kaynağı ise, Melaikenin arasında – o vakit- bulunmakta olan iblisin enaniyetinin desisesinden çıktığı hiss edilmiş; ayrıca, o istifsarın içine
Yükleniyor...