Sonra, bu icmalli cevabın tahkiki hususunda, bazı ayetlerin hatimelerinde zikredilen

اِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

cümleleri vardır. Meal-i şerifi: (Allahü tealanın yaptığı, îcad ettiği hiçbir fiili yoktur ki, çok hikmetler ve maslahatlarla meşhun olmuş olmasın.) Öyle ise, mevcûdat, halkın ma’lûmatlarına münhasır değildir. Mahluk’un bilmemesi, olmamasına delalet etmez.

Hem vakta ki, Cenab-ı Hak teala hayr-ı mahz olan melaikeyi ve şerr-i mahz olan şeytanları ve ne hayr, ne de şerr olan behaimi

{ Burada: “Ne hayr, ne de şerr olan behaim” den murad ve maksad –Allahü alem– onlardan istifade ciheti ile olan nimetlik yanları değidir. Belki Melaike ve Şeytanların varlık ve halketme ta’riflerine nisbeten orta halli bir mahluk olduklarını göstermek içindir. –Mütercim–}

(Yani, her çeşit hayvanatı) halk eyledi. Bundan sonra, o feyyaz-ı mutlakın hikmeti; hayr ve şerrin arasını cem ‘eden dördüncü bir mahluk olan insanın varlığını iktiza eylemiştir. İşte, eğer bu dördüncü mahluk, yani beşer, kuvve-i şeheviyye ve gazabiyyesi, akl kuvvesine tabi’ olur. İnkiyad ederse; - mücahede sebebiyle- melaikenin üstüne çıkar, tefevvuk eyler. Eğer aksiyle olursa, özrüne bahane bulunmadığı için hayvanattan çok daha aşağı düşer.

---------------(((---------------

 /  
505
Yükleniyor...