وَعَلَّمَ آدَمَ الْاَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَي الْمَلٰ ِكَةِ فَقَالَ اَنْبِ\ُونيِ

بِاَسْمَاءِ هٰوÎلَاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ د قَالُواسُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا

د قَالَ يَا آدَمُ اَنْبِ ْهُمْ

{ İntihabım olmayarak (h), ihtiyarsız olarak; adeta umum sözlerin ahirinde şu ayet:

اسُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَااِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

bana söylettirilmiştir. Şimdi anlıyorum ki: Tefsirim de şu ayetle hitam (1) buluyor. Demek, inşallah bütün sözler hakikî bir tefsirdir.. Ve şu ayetin bahrinden bir cetveldir; en nihayet yine o denize dökülüyor ki; şu tefsirin hitamında güya her “söz”, manen şu ayetten başlıyor. Demek o zamandan beri yirmi senedir (n) şu ayeti tefsir ediyorum, bitiremedim; ta tefsirin ikinci cildini yazayım. –Müellif–

(h) …

تحطıقتفلث ضتك طıثتكزش ستحترقüط فزث قلثكتض شصز لۛلحصظ şزضخصهخ ضزشفخك خم رزرقتك خصهزضخصتش زحطخش كتييزث طıحتكق– صيذ طزشâش صفزحفخصşزضخصهخجفخح تحطلطظق طخ طıثتكزش ستحيتجقİ صüشكخفتşİ طزكخض تۚعتفب طıضıقتس طتقرİ سخصهزقخضüجفخك خۚشفüق طزقحزجخضصüحثب تصصظص سزطزقخحتدز طزدزصصخüص صيذ سطتصظ تحطلكظطعزح زشتحتفلş طزطزكخهت سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا

وَعَلَّمَ آدَمَ الْاَسْمَاءَ

ayetiyle arkasında gelen ayetin tam hizasında el yazısıyla bu haşiye yazılı bulunduğu için, ona tabi’ olarak, o notu, yeri olan buraya almayı münasib bulduk. –Mütercim–

(1) İşarat-ül İ’caz namlı şu harika tefsir, başından –Fatiha Sûresi dahil değil– alıp

سُبْحَانَكَ لَاعِلْمَ لَنَا

ya kadar 32 ayetle, en sonuna kadar ise, 33 ayetle hitam buluyor. Hz. Müellifin ifadesiyle “Sözler, (yani umum Risalelerin içinde bulunduğu) Mektûbat, Lem’alar ve Şua’lar”ın –Şualar hariç– her birisinin 31, 32, 33 Risale olarak te’lif edilmeleriyle; bu azim ve harika tefsir, istikbalde te’lif edilecek Nur Risaleleri bu ayetlerin adedine muvafık olacaklarının bir habercisi, bir müjdecisi ve Nur gülistanının bir temel fidanlığı, hububu ve bizri olduğuna ima ve işaretten halî değildir diye düşündüm. –Mütercim–

(n) İşarat-ül İ’caz tefsiri 1916 yılı başlarında telifi yapılmış olduğundan; o tarihten yirmi sene geri gelsek, 1936 oluyor ki, Eskişehir hapis hadisesi ortasıdır. Büyük ihtimal ile, Hz. Müellif henüz Eskişehir hapsine alınmadığı günlerde Isparta şehir merkezinde iken, o notu kaydetmişlerdir. –Mütercim–}


اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ


 /  
505
Yükleniyor...