مَنْ
ile ifade edilen ta’bir, işarettir ki; beşerin şahsiyeti Melaikeleri ilgilendirmiyor. Belki onlara ağır gelen şey; yaradılmış aciz bir mahluk’un Allaha karşı yapacağı isyandır.
Amma
يَعْصِي
ye bedel,
يُفْسِدُ
lafzını getirmesinde şöyle bir işaret veriyor ki; Beşerin isyanı, alem nizamının fesadına sirayet edebilecek bir keyfiyettedir: Hemö
يُفْسِدُ
nün mudari’lik sureti ise; işarettir ki; hoş karşılanmayan şey ve cihet, ondaki isyanın yeniden yeniye çeşitli şekillerde tazelenmesi ve devamıdır. İşte Melaikeler bunu Allah ü Teâlanın i’lamiyle, (yani bildirmesiyle) ya da levh ü mahfûzu mütaala etmeleriyle ve ya da fıtratlarında tevdi’ edilmiş kuvvelerin –tahdidsizliğinden– ma’rifetiyle bilmişlerdir. Zira, beşerin şehevî kuvvesinin tecavüzü ile fesad ve ifsad hasıl olduğu gibi; gazabiyye kuvvesinin haddi aşmasıyla da, sifk ve zulüm meydana gelmektedir.
Ve
فِيهَا
lafzı ise, (yani, yerin içinde mânâsıyla) ifade eder ki: “Yer yüzü takva üstünde kurulmuş bir mescid iken
{ Bu mana,
جُعِلَتْ ل۪يَالْاَرضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا
hadis-i şerifin bir mealini ihtar ediyor. (Buharî Teyemmün) Meali: Hz. Peygamber (A.M.) buyuruyor: “Arz, yeryüzü bana bir mescid ve pek tahir kılındı.” –Mütercim–}
...ilh. (Yani, takva ehli müttakiler için bina edilmiş bir mescid iken...)
Amma
وَ يَسْفِكُ الدِّمَاءَ خصز يُفْسِدُ فِيهَا
lerin beyan eyledikleri iki rezilenin (iki rezil ahlâk ve günahın) arasındaki “vav-ül cem”in (birleştirici toplayıcı vav) getirilmesi ise; o fesad ve fitne, (uzun ve kesretli) kan dökülmelerine incirar edeceği münasebettarlığını hatırlatmak içindir.
Yükleniyor...