Hicr/28] deki “vav”, atıflılık münasebeti sırrıyla; –üst tarafta da geçtiği üzere– her iki
اِذْ
Ö
اِذْ
lere işaret olup, vahy’in mukadder olarak
ذَكِّرْهُمْ بِذٰلِكَ
yı tazammun eylemesi sırrıyla;
وَاذْكرْ لَهُمْ اِذْ ...الخ
ye işarettir. (yani: Onlara o zamanı hatırlat ki... ilh) Hem ²)¬! harfi geçmiş zamanı ifade etmesiyle; zihinlerin gidip, müteselsilen birbirine bağlı olan mazî zamanlarında seyredebilmesini ve bu zihinler için, o mazî zamanını alıp getirip, zaman-ı halde hazır bulundurmasını temin eder, ta iyice baksın ve içinde vukua gelmiş ibret-âmiz hadisatı toplayarak, demetleyip getirsin.
رَبُّكَ
ise, Melaikeye karşı hüccetin ikame edilmiş olmasına (yani: Beşerin hilkati, Melaikenin düşündüğü gibi olmayacağı hakkındaki hüccet ve delilin, ihticac kalesinin kulesine ilzam delili bayrağının dikilmiş olmasına) işaret etmektedir. Yani ki: “Beşerin edeceği fesadını izale etmek ve onu hikmet-i hilkatine yönlendirmek için; Seni hususiyle terbiye etmiş olan Allah, seni mükemmel kılmış ve beşere mürşid ta’yin eylemiştir.” Yani: “Sen büyük bir hasenesin ki; beşerin edeceği o mefasidin üstüne çıktın.. Ve o mefasidi örttün ve perdeledin!” (Çünki
رَبُّكَ
hitabı Hz. Muhammededir, elbette bunda onun bu azim hadisede büyük dahli olacaktır.)
Amma
لِلْمَ؟ٓلٰ ِكَةُ
ise, Cenab-ı Allahın melaikelerle yapmış olduğu şu karşılıklı konuşma içerisindeki mükaleme bir müşavere suretinde vaki’ olmaklığıyle, işaret ediyor ki; Semavat ehlinin, yani Melaikenin, yerin sâkinleri olan insanlarla çok ziyade bir irtibatları ve bir alakaları ve fazla bir münasebetleri olduğuna olacağına da bakmaktadır. Evet, çünki:
Yükleniyor...