Ve
اِنِّي
deki
اِنْ
ise,
اَتَجْعَلُ
den müstefad olan tereddüdü (yani: Melaikeler dediler: Şu şu vasıftaki beşeri yaratıp dünyada halife nasbedecek-misin?.. tereddüdü) redetme vaziyetinde bulunmasına binaen; meselenin azamet ve ehemmiyetine işaret ediyor. Hem buradaki
اِنِّي
de olan mütekellim-i vahdenin
خحفخصكخهت شخجخصخذ ستحطıطته زق ي
{ Mesela: bu ayetten sonra gelen üçüncü ayette
وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلَاءِكَةِ اسْجُدُوا
gibi ayetler. –Mütercim–}
gelen
قُلْنَ
deki mütekellim-i maalgayr’ın
نَ
sı ise, işarettir ki; Allah’ın îcad ve yaratmasında hiçbir vasıta yoktur. Lâkin kelamındaki konuşmasında ve hitabında ise, araya vasıtalar girebiliyorlar. (Peygamberlerin vasıtası ve dilleriyle kelamını ve emrini tebliğ etmek gibi…)
İşte, Cenab-ı Allahın kelam ve hitabında vasıtaların bulunduğuna dair nükteye işaret eden
اِنَّٓ اَنْزَلْنَٓ اِلَيْكَ الْكِتَبَ بِلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّسِ بِمَٓ اَرَاكَ اللَّهُ
(Nisa/105) ayetidir
{ Ayetin kısacık bir meali: “Ey nebiyy-i Kerim, biz Allah u azimüşşan kitabı, (Kur’anı) hak üzere sana inzal eyledik ki; onunla Allah’ın sana hususî olarak göstermiş olduğu tarzda insanlar arasında hak ile hükmeylesin, Allah’ın ahkâmını bildiresin!] –Mütercim–}
Yükleniyor...