Amma melaikenin varlığını tasdik edip itikad eden adamın meseli ise: O eski, kühne, küçük ve basit hanenin içi ve etrafı ruhlu ve hayatlı mahluklarla dolu olduğunu görünce; ve şehrinde intizamını müşahede edince, katiyyen hükm eyler ki: Şu uzakta görünen müzeyyen sarayların dahi kendilerine münasip sâkinleri elbette ve mutlaka vardır... Ve oralara mahsus ve hususî bazı hayat şartları da vardır. Uzaklık ve ulvîlikleri sebebiyle oradaki sükkanın görünmemeleri, olmamalarına delalet etmez diye kanaat getirir.

İşte aynen bu temsil gibi; küre-i arzın, dünyanın zevilhayatlarla dolu olması, bittarikil-i evla ve kıyas-ı hafî üstüne müesses olan muttarid bir intizam.. Ve bu intizamın da üstüne mebni olan kıyas-ı evlevî ile netice veriyor ki; şu pek geniş olan fezay-ı âlem; burçlarıyla, yıldızlarıyla, semavatiyle; –içlerinde pek çok cins ve nevilerin bulunduğu ve İslâm şeriatının “Melaike” diye tesmiye eyleyip da’va ettiği gibi – zevil ervahlar ile doludur, malamaldir. Feteemmel!

�kinci Makam: Bil ki, –üst taraflarda da geçtiği üzere– hayat, mevcudatın keşşafıdır, belki mevcudatın neticesi ve zübdesidir. O halde şu çok vasi’ olan fezay-ı âlem sâkinlerinden boş ve ahalisiz olamaz. Ve o semavat âmirlerinden, yani onu şenlendirip ma’mûr edenlerinden halî bulunamaz. Evet, bütün akl-ı selim sahibleri manevî icma’ ile –ta’birde bazı ihtilaflarıyla beraber- Melaike mânâsının vücudunda ve hakikat olduğunda ittifak etmişlerdir. Hatta hükemanın “Meşşaiyyûn” feylesofları bile, melaike için: “Nevilerin ruhanî mücerred mahiyetleri” diye ta’bir etmişlerdir. “İşrakiyyûn” felsefecileri de, Melaikeyi, “On akıllar ve Erbab-ul enva” diye ta’bir eylemişler. Keza umum dinler ehli: “Dağların meleği, Denizlerin meleği, Yağmurların meleği” diye tavsif eylemişlerdir. Hatta akılları gözlerinde olan maddiyûnlar dahi melaikenin inkârına mecal bulmamışlardır.. Belki melaikeye, “fıtratın namus ve kanunların da sarî kuvveler” diye ta’rif etmeye mecbur kalmışlardır.

6- Eğer desen: Kâinatın irtibatı, hayatiyeti ve canlılığı için şu mevcud namuslar ve hilkatte carî bu kanunlar kâfi değil midirler?...

evaben sana denilir: Şu carî olan namuslar ve sarî kanunlar; ancak itibarî, belki de vehmî şeylerdir. Bunlara bir vücûd, bir varlık teayyün etmez ve bir hüviyyet teşahhus edemez. Ancak o kanun ve namusları temsil edip aksettiren, işleten ve iplerinin başını ve ucunu tutanlarla bilinebilirler. İşte onlar ise, ancak Melaike olabilirler.

 /  
505
Yükleniyor...