وَ اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰ ِكَةِ اِنِّي جَاعِلد فِي الْاَرْضِ خَلِيفَةًد

قَالُوا اَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَ يَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَ نَحْنُُ

نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَ نُقَدِّسُ لَكَد قَالَ اِنِّي اَعْلَمُ مَالَا تَعْلَمُونَ

30

BİR MUKADDİME

Ey aziz bilmiş ol ki: Melaikenin vücûdunu, varlığını tasdik etmek; imanın rükünlerinden birisidir. O halde, burada –melaikenin isbatı mevzuunda– bize birkaç makam vardır.

irinci Makam: Hakirliğiyle beraber zihayatlarla doldurulmuş olan şu arz küresine bakan ve âlemin intizam ve itkanında teemmül eyliyen bir insan; elbette şu yüksek burçlardaki sükkânın mevcudiyetini, Yani: ulvî alemler olan semavatta ve yıldızlarında da sâkinlerin varlığını hadsen bilecek, tasdik edecektir. Melaikenin varlığını tasdik etmiyenin meseli;

{ Bu bahis, Yirmi Dokuzuncu Söz’ün Birinci Esasında ve Meyve Risalesi Onbirinci Meselesinde ve daha Nur’un birkaç risalelerinde daha mükemmel olarak bulunmaktadır. –Mütercim–}

büyük bir şehre giden ve giren adamın meseli gibidir ki; girdiği o şehrin bir köşesinde, müzahrafatla telvis edilmiş eski ve köhne bir binaya rastgelir, görür ki, o bina insanlarla doldurulmuştur.. Sonra, o hanenin, binanın önünde ve arsalarında, yani: etrafında ve sahasında ruh ve hayat sahibleriyle dolu olduğunu da görüyor.. Ve o zihayatların yaşamalarına medar olan bazı hususî şartları bulunduğunu da müşahede ediyor. Onlardan bir kısmı nebatat ve ot ile, diğer bir kısmı ise balık ile gıdalanıp yaşıyorlar. İşte bu adam, bu binayı, bu köhne haneyi bu vaziyette gördükten sonra; ötede binlerle yüksek ve yeni kasırları, sarayları görüyor ki; bu sarayların aralarına vasi’ tenezzühgâh meydanları, geniş ve müzeyyen parklar vardır. İşte bu hal ve vaziyete rağmen o köhne haneye mahsus hayat şartları oralarda cereyan etmediğinden, itikad eder ki; o yüksek kasır ve âlî saraylar sâkinlerden boş be halîdirler.

 /  
505
Yükleniyor...