�çüncü Makam: Bilmiş ol ki; Melaike meselesi, öylesi mesaildendir ki; bir tek cüz’ün sübût bulmasıyla, küllü dahi tahakkuk eyler.. Ve şahıslarından tek birisinin müşahede edilmesiyle, nev’inin de varlığı bilinir ve anlaşılır. Zira, inkâr eden küllen inkâr eder. Sonra nasıl ki –Allah sana intibah versin!– Hazret-i Ademden şimdiye kadar Melâikenin varlığına ve onlarla yapılmış pek çok muhavere ve müşahedelerin ve Melâikelerden nakledilmiş rivayetlerin kat’î sübûtuna ve insanların taifeden taifeye mübaheseleri nevinden onlarla olmuş olan konuşmalarına dair icma’ hasıl olmuştur. İşte acaba, Melâikeden bir ferdinin, belki pek çok ferdlerinin görülmeksizin ve onlardan bir şahsın, belki eşhasın varlık zarûretinin ve kat’î mevcudiyetlerinin bizzarure ihsas edilmeksizin vücudları hakkında bu icma’ın hasıl olması, senin indinde muhal değil midir? Keza, onun gibi muhaldir ki; bir vehim, yani asılsız bir hurafe, bütün beşerin akidelerinde böyle kaim olupta, devam eylesin! Hem bir çok inkılablar içersinde çalkalanarak intikal edip gelen bir hakikatın üstünde sünbüllenmiş bir mesele, tamamen hakikatsiz olarak devam edip kalsın?! Ve bu itikad-ı umûmîyi doğuran zaruretli, sağlam temeller bulunmasın?! İşte bu hale göre, elbette tahakkuk etmiş oluyor ki; bu muazzam icma’in senedi, bir çok emarelerin çeşidinden tevellüd eden bir hadstir.. Ve o emareler dahi, defalarca vukua gelen vakı’alardan alınmış ve bir çok müşahedelerden hasıl olmuş zarurî esaslardan, temellerden neşet etmiş olmasın?! Hem melaikenin vücudu hakkında oluşan şu itikad-ı umumînin sebebi de, manevî tevatür kuvvetini ifade eden defalarca onları görmeler ve müşahede etmelerden doğan mebadi-i zaruriye olmaması muhaldir.
Yükleniyor...