بِكُلِ
deki “ba-i ilsak” tabir edilen ulaştırıcı, bitiştirici ve yapıştırıcı
ب
ise, ma’lumdan ilmin adem-i infikâkine, yani kopmamazlığına işarettir.
[Dakik bir nüktedir –Müellif–]
Amma
كُلِّ
lafzı ise, şunu ifade eder ki: o küll, öyle amm ve her şeyi muhittir ki; bazısının hâslık ve istisnalığını kabul etmez bir külldür. Yani ki:
وَمَ مِنْ عَامٍّ اِلَّا وَقَدْخُصََّ مِنْهُ الْبَعْضُ
(Hiçbir amm yoktur ki, içinden bazıları hususiyet kesb ederek haricinde kalmış olmasın.) Kaidesine dahil bir küll cinsinden değildir. Yoksa, şu mezkûr amm kaidesi buraya tatbiki takdirinde, “Cezr-ül esamm-ül kelamî
{ Cezr-ül Esamm-ul- Kelamîne olduğu hakkında bu kitabın üst taraflarında bir derece izahı verilmiştir. –Mütercim–}
” denilen muğalatanın misali gibi olur ki; doğruyu da söylese, kendini tekzib etmiş olur.
شَيْءٍ
lafzı ise, şaî ve meşiyyi tazammun eden bir ammdır. Yani irade eden ve edilen aynı bir ve beraberdirler ki; birbirinden ayrı bakıldığında, varolması mümteni’ gibi olup, “bu onunla olmazsa, öbürü ile de hiç olmayacaktır” gibi ma’naları ifade eyler.
Ve
عَل۪يمٌ
ise; “o, öyle bir zattır ki; ilim onun bir zarûrî lazımı olarak ona sabittir. Yani ilim, ona zatî bir lazım olmuştur.”
---------------(((---------------
Yükleniyor...