beşerin menfaatlarının tanzim rütbesi, yani sıra ve tertibi, terahî ile yavaş yavaş ve serbest bir tarzda geniş zamana yayılıp bırakıldığına da remzdir. Ve keza,

ثُمَّ

den fehmediliyor ki, beşerin istifade edeceği menfaatların birden değil, tehirli ve peyderpey olacağına îmadır.

Amma

اسْتَوَي

kelamı ise, içinde bir îcaz vardır. Yani, öz konuşmak, az kelimelerle çok mânâlar ifade etmek vardır. Yani îcazlı mânâlardan birisi: “Semanın tesviyesini murad eyledi”

{

اسْتَوَي

sözü, eğer

اِلَي

harfi beraber olmazsa, lugatçe zahir manası: “İstiva eyledi, kurulup oturdudur.” olur. –Mütercim–}


ve daha benzeri mânâlar... Keza

اسْتَوَي

da bir mecaz da vardır, şöyle ki, bir şeyi kasdederek o hedef istikametine doğru giderken, sağa-sola bakmadan yürüyenin misalini andırmaktadır.

Ve

اِلَي السَّمَاءِ

ise: “Sema’nın maddesi ve cihetine doğru” demektir.

Amma

فَسَوَّيهُنَّ

nin başındaki

ف

ise, iki taraf ve iki cihet mânâdadır. Bir ciheti: fer’lendirme, dallandrımadır. Eğer dallandırma, şubelendirme cihetine nazaran olursa, yani o mânâ ile ele alınırsa:

فَيَكُونُُ

nün

كُنْ

e terettübü gibi olur. Ya da, kudretin tealluku, iradenin teallukuna... Ve kazanın kadere teallukuna benzer bir terettur gibi olur. Amma eğer

ف

nin takibci hâsiyeti cihetine kıyas edip bakılırsa; o vaziyette şöyle bir mukadder cümleye ima etmiş olur:

وَنَوَّعَهَاوَنَظَّمَهَاوَدَبَّرَالْاَمْرَبَيْنَهَافَسَوَّيهُنَّ

 /  
505
Yükleniyor...