İşte sanki şu

هُوَالَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِيالْاَرْضِ جَمِيعًا

ayet cümlesi o suale cevab vererek diyor ki: “Evet, bütün dünya’yı musahhar ettiği beşerin, Halıkı yanında pek azim bir mevkii vardır.

�çüncü Vecih: Bundan evvelki ayet, vakta beşer için haşr ve kıyametin olacağına işaret eyledi. Dinleyici yine sual sormak hazırlığı yaparak dedi: “beşerin ne gibi bir ehemmiyeti, kıymeti var ki; kıyamet onun için kopsun.. Ve saadetine yol açılması için şu alem harap edilsin, yıkılsın?. İşte bu suale karşı da, üstteki ayet cümlesi cevaben dedi ki “o ki, yeryüzündekilerin tamamı istifadesine muheyya edilmiş.. ve bütün kâinat nevileri musahhar kılınmış olan bu insanın elbette azim bir ehemmiyeti vardır. Hem bu vaziyetiyle hilkatın gaye ve neticesi beşer olduğunada işaret edilmiş oluyor.

ördüncü Vecih: Önceki ayet

اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

ayet ile; vasıtaların ref’edilip, merci’iyetin münhasıran ve yalnız Allaha olacağına işaret eylemiştir. Halbuki, dünyada insanın pek çok mercileri vardır. İşte bu istifhama karşı ayetin bu cümlesi der ki: Evet o günü; sebepler, vasıtalar Kudret elinin tasarrufu üstünden şeffaflaştırılacak, altında yalnız Allahın tasarrufu görünecek ve gösterilecektir. Bununla beraber dünyada dahi hakikî merci’, yine ancak Allahtır. Vasıtaların dünyada zahiren araya girmesi, bir takım hikmetler içindir. Yoksa insanın muhtaç bulunduğu bütün her şeyini halk eyleyip veren yine ancak Hak Tealadır.

eşinci Vecih: Önceki ayet, vaktaki saadet-i ebediyeye işaret eyledi... bu ayet ise, fazl-ı ilahinin o saadetten önce olduğuna işaret eylemiştir, ki o saadetide istilzam eden yine ancak o fazl-ı Rahmanîdir. Yani yer yüzündeki her şey, kendisine ihsan edilmiş olan insanın, saadet-i ebediye dahi ona verileceği muhakkaktır, şeksizdir ve bu insan onu müstahaktır.

---------------(((---------------

Amma

ثُمَّ اسْتَوَي اِلَي السَّمَاءِ

cümlesinin nazm, irtibat ve dizilişi ise, “dört vech” iledir:


 /  
505
Yükleniyor...