küre”leri halk eylemiş; o yedi kürelerden birisi işte dünyamızdır... Ve sonra, kesafet ve katılığına nazaren dünyamızın, sair gök cisimlerinin hepsinden önce kabuk bağlıyarak sertleştirilmiş olduğunu ve şu anda bir çok semavî cisimlerin ateşli mayi’ halinde bırakılmaları ile; acele ve öncelikle dünyamızın kabuk elbisesine büründürülmüş olduğu ve uzun zamandan beri hayata menşe’ olarak devam edip gelmiş olması; onun –bu nokta ve bu cihetlerinden dolayı – hilkat ve teşekkülü semavatın yaradışından evvel olmuş olduğunu gösteriyor. Amma onun, nev-i beşerin yaşamasına elverişli hale getirilmesi ve insan hayatına yararlı olacak işlerinin tekemmülü ve düzlenmesi ve düzenlenmesi, yani: bast edilip yayılma işi, semavatın tesviye ve tanziminden sonra olduğu için; bu cihetten semavat ondan önce halk edilmiştir denilebilir. İşte mezkûr üç ayet, bu üç noktalarada bakmaktadırlar.

u meselenin ikinci bir cevabı:

Bilki: Kur’an-ı Hakîmin bu gibi mevzu’ ve meseleleri dile getirmesinden maksadı; hilkat ve yaradılışın tarihçesi dersini vermek değildir. belki o Kur’an, nazil olmuş; taki Sani-i Hakimin marifetini ders versin!.. Bununla beraber bu mânâda iki makam vardır.

irinci makam: Bu mesele; ni’met’in, lütfun ve merhametin ve delilin zuhûr keyfiyetinin beyanı makamında ele alındığında; dünyanın evvel halk edilmiş olduğunu.. amma

�kinci makam: Ki, azamet, izzet ve kudretin delilleri noktasında ele alındığında ise, semavatın evvel yaratıldığını gösteriyor.

Sonra

ثُمَّ

kelimesi, terahî-i zatî için (yani: irsal eyleme, serbest bırakma.. Ve sonra yukarıdan aşağıya sarkma) olabildiği gibi; bazen de, merdivenin basamakları gibi tertible tefekkürlerin mertebeleride olabiliyor. O halde

ثُمَّ اسْتَوَي

nın bir ma’nâsı: “biliniz.. Ve tefekkür ediniz.. ve düşününüz ki; O, yani Zat-i Hak Tealâ, Arş-ı rûbûbiyetinde istiva eyliyerek tasarruf eylemektedir.


 /  
505
Yükleniyor...