eni hikmet’in faraziye ve nazariyyeleri de şöyle:
(Manzûme-i Şemsiyye, (yani güneşin seyyaratiyle birlikte sistemi ve içinde yüzdüğü sema’) aslı itibariyle basit, sâde bir cevhere imiş... Sonra, o madde ve cevhere bir çeşit buhara inkılab eylemiş.. Ve sonra o buhardan ateşli bir mayi’ hasıl olmuş... Sonra o mai’in bır kısmı soğuyarak tasallub edip katılaşmış... Ve sonra, geri kalan o ateşli mayi, hareketlenerek kıvılcımlar ve ateş parçalarını fırlatmaya başlamış; o parçalar birbirinden infisal edip ayrılmış... İşte o fırlatılıp saçılan kıvılcımlar dahi, kesafet peyda ederek seyyareler haline gelmiş, dünyamızda o kıvılcımlardan birisi olarak gelmiş, yerine oturmuştur) diye hükmeylemiş.
İşte, sen eğer bunları böyle işittin ve dinledin ise, şu iki mesleğin (yani: Şeriat ilmi ile, Hikmetin görüşünü) arasında olan müşterek noktaları bulup birbirine tatbik etmen şöyle caiz olabilir ki:
كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا
ayeti dünyanın Manzûme-i Şemsiyye ile beraber, ilk evvel yaradılışlarında, kudret eli basit bir maddeden, yani “esir” maddesinden yoğurmuş olduğu bir hamur vaziyetinde olmuş olmaları mümkün görünmektedir... Ve o cevherenin veya esirden olan o maddenin sair mevcudata göre, akıcı bir su gibi olup aralarında cereyan edip akarak içlerine nüfuz eylemiş ve etmektedir. Aynı zamanda
وَ كَانَ عَرْشُهُ عَلَي الْمَاءِ
(Hûd/7) ayeti de, şu su gibi olan maddeye işaret etmektedir. Esir maddesi ise, yaratıldıktan sonra, Sani-i Hakimin tecellisine ilk merkez olmuş maddedir. Yani: evvela Esiri halketmiş, sonra Cevahir-i Ferde veya atom haline getirmiş. Daha sonra, esir zerrelerinin bir kısmını kesifleştirmiş; sonra da o kesifleştirilmiş kümelerden “yedi meskûn
Yükleniyor...