{ Eflatun veya “Flatün” Yunan’ın meşhur ve büyük filozoflarından olup, “Sokrat”tan ders almış, “Aristo”nun da hocasıdır. Miladdan önce 327 de doğmuş, 427 de vefat etmiştir. –Mütercim–}
şuurunu ve Calinos’un
{ Calinos hekimde Yunanlı olup dünya çapında meşhur bir Doktordur. Çoğu tıbba dair 500 kadar eser bırakmıştır. Miladî takvime göre 130 da doğmuş 200 de Roma’da ölmüştür. –Mütercim–}
hikmetini vermenle beraber, o bütün zerrelerin aralarında umumî bir istihbaratın ve muhaberenin varlığını itikad etmenle ancak mümkin olabilir. Oysaki, bu öyle bir safsatadır ki, Sofestaîler dahi bundan utanıyor. Halbuki ise, sebeb denilen şeylerin üssül-esası cüz-ü layetecezze’ veya cevahir-i ferd de denilen esir zerratının veya atomlarının her bir zerresinde hem câzibe, hem dâfia kuvvelerinin beraberce bulunmasıdır. Bu ise; zahir sebeblere göre düşünülse, iki zıdd kutbun içtimaı gibi bir şey olur ki, o da muhaldir.
Evet câzibe ve dâfia ve benzeri gibi kanunlar (yanlış ve hata olarak), “Tabiat” diye isimlendirilen Adetullah ve fıtrî şeriatının kanunlarına ancak verilebilen birer isimdirler. Amma bu kanunlar kaidelikten tabiîliğe intikal etmemek ve zihnîlikten hariciliğe çıkmamak; (yani, madde aleminde müstakil ve ayrı bir vücuda sahib olacak dereceye çıkmamak) ve itibarîlikten hakikîliğe değişmemek; ve aletlikten müessiriyete (bizzat tesir sahibi olmağa) terakki etmemek şartıyla makbul olabilir.
İşte üstte kısaca izahı yapılan o misalin içindekini eğer anladı isen; ve misalin küçüklüğü ile beraber, içindeki azametli meseleyi ve darlığıyla birlikte, mânâca genişliğini göre bildi isen; başını kaldır, kâinat içinde nazarını gezdir bak: “Delil-i İnayet” in vuzûh ve zuhurunu kâinatın genişliği derecesinde göreceksin. Evet, Kur’an’ın eşyadaki ni’metlik
Yükleniyor...