İşte mezkûr tarzdaki görünüş; müşabehet ve hayali tevehhüme bina edilen Arab uslübu, bulutları hususen yaz aylarındaki vaziyetlerini dağlara, gemilere, bostanlara ve derelere ve ya da, deve kafilelerine benzetmeyi hoş bulmuş, istihsan eylemiştir. Nitekim Arabın hutbe ve nutukları içerisinde bu üslubu kesretle görüp işitebilirsin. İşte bulutun bu vaziyetiyle; nazar-ı belağatta tehayyül edilebililr ki; yazdaki bulut parçaları, cevv-i hava içinde gezici ve yüzücüdürler. Ra’ad dahi sanki onların çobanı ve sürücüsüdür de, bahr-i muhit-i havaî içinde berk asasını bulutların başları üstünde her salladıkça bulut parçaları da deprenip hareketlenirler.. ve sonun da da, Haşre
{ Kur’an-ı Kerimin birkaç yerinde kıyamet hadisesi anlatılıken; dağların hallac edilmiş, çekilmiş pamuk gibi olup, havada uçuşacağını ferman buyuruyor. –Mütercim–}
tesadüf etmiş (yani, kıyamet hadisesine rastlamış) dağları andıran şekiller gösterirler. Ya da, denizin üstünde fırtınaların elleriyle oynayan gemilerin vaziyetini; ve yahutta, ta diplerden hareketlenip gelen zelzelerin deprettirdiği bağ ve bostanların heyetini; veya da, yol kesici eşkiyaların hücûmundan kaçışmakta olan bir kafilenin halını gösterirler. Amma bütün bu istiareli teşbihlerle beraber, asıl olan şey; bulutlar Halıkları emiriyle yollarına devam ederek akıp gitmeleridir, ki gûya o buharın zerrelerinden herbirisi, ilk önce kendi mekanında sâkin ve sâkit bir tarz da görünmezlerken, ve Halıklarının emrini henüz beklemede hazır dururlarken birden gökgürültüsü olan “Raad” o zerreler ordusunun neferatına bir çeşit borazan aletiyle: “Haydin içtima’ve ittihada” diye seslenir seslenmez; bir bakarsın o zerreler yer ve yuvalarından süratle fırlayıp “ictima’!” diye çağıran âmirlerine doğru koşup giderler. Ve birden bulut olarak haşr olup, canlanıp tabur nizamı kıyamında o zerreler bekler, dururlar. Sonrada, verilen vazifeyi ifayı müteakib, (istirahat!) emri alır almaz, birden bütün o ictima’a gelmiş olan
Yükleniyor...