Amma
وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓءِ مِنْ جِبَلٍ فِيهَ مِنْ بَرَدٍ
ayetinin asl-ı hakikatının tahkikine gelince, bilki: ayetin kullanmış olduğu istiaresindeki yakılış ve eritici hararetiyle beraber; onun sath-ı zahirîsi üstünde dondurulmak istenen katı zahir perestlik cumudiyeti, aslında buz gibi soğuk bir katılık ve kül gibi hissiz bir sönmekliktir. Evet,
قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ
(İnsan Sûresi/76) Yani: Cennetin camdan kap-kaçak, sürahiye ve bardakları gümüştendir diye ifade eden ayeti nasılki garip, bedi bir istiâreyi tazammun ediyor; onun gibi
مِنْ جِبَلٍ فِيهَ مِنْ بَرَدٍ
ayetide; (yani, istiareli zahir mânasında: “Semadan gelen yağmur, kar ve dolu, semadaki doludan mürekkeb dağlardan indiyor” olan bedi’ garip ve acib ve melahatlı ve tatlılık ve zevk bahşeden bir istiareyi ihtiva eylemektedir. Evet, nasılki cennetin kab ve kacakları, ne camdan ne de gümüştendirler; belki camın şeffafiyetinde ve gümüşün beyazlığındadırlar. Hem cam ile gümüş nevilerinin birbirine muhalefetinden dolayı, camın gümüş olamaması haysiyetiyle,
مِنْ
diye zikredilmesi, bunun bir istiare olduğuna izafe yaparak işaret vermiştir.
Onun gibi
مِنْ جِبَلٍ فِيهَ مِنْ بَرَدٍ
dahi, dinleyiciye nazaran şiirî bir hayal üstüne kurulu iki istiareyi tazammun ediyor. İşte o hayal ise, alem-i ulvînin temessülü ile alem-i süflînin teşekülü arasındaki muşabehet ve mümaseletin mülahazası üstüne mebnidir. Bu mulahaza dahi arz ile cevv-i hava arasında Kudret-i İlahiyenin elinden –yaratılıp– çıkan suretleri giymedeki müsabakat ve rekabetlerinin tasavvuru üstüne mebni bulunmaktadır. Güyaki arz, kışta kar ve doludan yapılmış beyaz elbiseler giyen dağlarıyla arz-ı endam eylediği; ve baharda ise; enva-ı çiçek sûsen ve yeşillikleri başına imame tarzında sardığı; yazda da rengarenk bağ ve bostanlarrıyla süslenip tebarüz eylediği gibi; yani Arz ve Dünya çeşitli inkılablarıyla nazar-ı hikmette Kudret-i İlahiyenin mu’cizelerini izhar
Yükleniyor...