Eğer buna bir misal istersen, şu gelen beytin içine gir:
İşte:
يُنَاج۪ينِيَاْلاِخْلاٰفُمِنْ تَحْتِ مَطْلِه۪ ، فَتَحْتَصِمُاْلاٰمَالُوَالْيَاءْسُف۪يصَدْر۪ي
(Divan-ı İbn-ül Mu’tazz, sh: 266)
Yani: Sevgilinin, çekicilik, nazdarlık ve cazibedarlığının zahirî haleti, vaziyeti altında, vaade muhalefet, sözünde durmamak bana (gizlice) seslenmektedir. Bu halette benim sinemde emellerle yeis birbiriyle muhasama içinde çekişiyor.
---------------(((---------------
Ya da toprağın yağmurla olan muaşaka ve sevişmesini, aynı zamanda yağmuru yağmura şikayetini dile getiren şu gelen beyti işit! İşte:
تَشَكَّي الْاَرْضُ غَيْبَتَهُ اِلَيْهِ ، وَتَرْشُفُ مَآءَهُ رَشْفَ الرُّضَابِ
(Divan-ül Mütenabbas: 1/263)
Yani: Yer ve toprak, yağmurun gecikme ile gelmesini yine yağmura şikayet eyledi. Yağmur geldiğinde de; onun suyunu, sevgilisinin ağız suyunu içer gibi, eme eme içti.
İşte, beytteki şu suret ise, ancak susamış kuru toprağın gecikmeden sonra gelen yağmurun çıkardığı savt ve ses üstünde sünbüllenebilir. Buna göre, her bir hayalde bu misalin bir nazirî olan hakikatın bir çekirdeği bulunması lazımdır. Hem herbir micazın kavanozunda, ya da kannesinde hakikatın bir lambası bulunması gerekir. Yoksa, hayalî olan belağat, esassız bir hurafe olur ki, hayretten başka bir şey ifade etmez.
Yükleniyor...