Ger desen: Muhyiddin'in, âsar-ı kelamlarında, öyle sözleri vardır; Şer'de hiç yeri yoktur. Belki ona küfür demiş, bazı imamlarımız.
Cevaben de derim: Bir kâide-i umumî, beyanı lazımgelir. Mesela: Şeriat, bir vasfa ya bir söze, dese ki: "Bu küfürdür, mü'min işi olamaz."
Murad ve mânâsı; o hâl imandan gelmez, sıfat'da kâfiredir. O söz de bir kâfirdir; o zat onunla küfretti demektir. Mutlak o zat, kâfirdir denilmez.
Zira imandan neşet eden, pek çok sıfatı vardır, imana delil-i azher. Bir tevile muhtemel, bir hâli de bir sözü, bunları hiç kıramaz.
Demek o zata "kâfir" demek, bir şart ile câizdir, ki yakinen bir kanaat gelse; o söz küfürden tereşşuh etmiş, sıfat ondan naşidir, başka sebepten gelmez.
Öyle sıfat, sözlerin pek çok sebepleri var.. Demek öyle vasıf ve kelâmın, delâletinde şekk var, küfre kat'î delâlet etmez.
Evsaf-ı sairenin, imana delâleti, hem düsturu: "Asıl bekadır" Onun da şehâdeti; tahakkuk-u imanı yakinen isbat eder, su-i zan asıl olamaz.
Şekk yakinin hükmünü, her dem zâil edemez. Nisyan veya sehiv ile, hata ve iltibasla, muhtemel bir söz ile, çabuk tekfir edilmez.
Eğer desen: Muhtelif tarikatlarda vardır; muhtelif âyinler, ibadet şekli giymiş? Derim: Üç şartı varsa, bir niyet-i hayr ile, belki de zarar veremez.
Birinci şartı şudur: O münafi olmamak, kat'an vekar-ı zikre, hem âdab-ı huzura. İkincisi: Menhî olan efalin, içinde bulunmamak, menhî olsa hiç olmaz.
O ef'al ve harekât, kasdî birer ibadet nazarıyla yapmamak... Evet hal ve harekât, ihtiyarî ve kasdîden daha ziyade olmalı. Şuursuz incizabî ıztırârî. Başka çeşit yakışmaz.
Zira asl-ı ibadet, bizzat nefs-i zikirdir. O ahval-i mübah'a, bir vesile-i müşevvik. Harekât tayininde, ihtiyar-i zakiri, âyet serbest bırakmış, mübahda takyid etmez.
O ef'al hiç benzemez, şer'an muayyen olan ibâdât efaline. Zira ef'al-i şer'î, bir ceviz-i Hind'e benzer, süt misal lübbü gibi. Beyaz kışrı da lübbdür, cevizimize benzemez.
Cevaben de derim: Bir kâide-i umumî, beyanı lazımgelir. Mesela: Şeriat, bir vasfa ya bir söze, dese ki: "Bu küfürdür, mü'min işi olamaz."
Murad ve mânâsı; o hâl imandan gelmez, sıfat'da kâfiredir. O söz de bir kâfirdir; o zat onunla küfretti demektir. Mutlak o zat, kâfirdir denilmez.
Zira imandan neşet eden, pek çok sıfatı vardır, imana delil-i azher. Bir tevile muhtemel, bir hâli de bir sözü, bunları hiç kıramaz.
Demek o zata "kâfir" demek, bir şart ile câizdir, ki yakinen bir kanaat gelse; o söz küfürden tereşşuh etmiş, sıfat ondan naşidir, başka sebepten gelmez.
Öyle sıfat, sözlerin pek çok sebepleri var.. Demek öyle vasıf ve kelâmın, delâletinde şekk var, küfre kat'î delâlet etmez.
Evsaf-ı sairenin, imana delâleti, hem düsturu: "Asıl bekadır" Onun da şehâdeti; tahakkuk-u imanı yakinen isbat eder, su-i zan asıl olamaz.
Şekk yakinin hükmünü, her dem zâil edemez. Nisyan veya sehiv ile, hata ve iltibasla, muhtemel bir söz ile, çabuk tekfir edilmez.
Eğer desen: Muhtelif tarikatlarda vardır; muhtelif âyinler, ibadet şekli giymiş? Derim: Üç şartı varsa, bir niyet-i hayr ile, belki de zarar veremez.
Birinci şartı şudur: O münafi olmamak, kat'an vekar-ı zikre, hem âdab-ı huzura. İkincisi: Menhî olan efalin, içinde bulunmamak, menhî olsa hiç olmaz.
O ef'al ve harekât, kasdî birer ibadet nazarıyla yapmamak... Evet hal ve harekât, ihtiyarî ve kasdîden daha ziyade olmalı. Şuursuz incizabî ıztırârî. Başka çeşit yakışmaz.
Zira asl-ı ibadet, bizzat nefs-i zikirdir. O ahval-i mübah'a, bir vesile-i müşevvik. Harekât tayininde, ihtiyar-i zakiri, âyet serbest bırakmış, mübahda takyid etmez.
O ef'al hiç benzemez, şer'an muayyen olan ibâdât efaline. Zira ef'al-i şer'î, bir ceviz-i Hind'e benzer, süt misal lübbü gibi. Beyaz kışrı da lübbdür, cevizimize benzemez.
Yükleniyor...