1-
الٓمٓ
bütün muarızları, muarazaya davet eder. Öyle ise, en yüksek bir kitabdır. Öyle ise, bir yakîn sadefidir. Zira kitabın kemali, yakîn iledir. Öyle ise, nev'-i beşer için mücessem bir hidayettir.
2-
ذٰلِكَ الْكِتَابُ
yani emsaline tefevvuk etmiştir. Öyle ise, müstesnadır. Çünki şek ve şübhe yeri değildir. Çünki müttakilere doğru yolu gösterir. Öyle ise, mu'cizdir.
3-
هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَ
Yani, tarîk-ı müstakime irşad eder. Öyle ise, yakîniyattandır. Öyle ise, mümtazdır. Öyle ise, mu'cizdir.
Ey arkadaş! Şu
هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَ
cümlesindeki nur-u belâgat ve hüsn-ü kelâm, dört noktadan tezahür etmiştir.
1- Bu cümlede mübteda mahzuftur. Bu hazf; (cümleyi teşkil eden mübteda ile haber arasındaki ittihad öyle bir dereceye varmış ki, sanki mübteda hazfolmayıp haberin içerisine girmiş) haricen ikisi müttehid oldukları gibi, zihnen de müttehid olduklarına işarettir.
2-
هَاد۪ى
yerinde
هُدًى
yani ism-i fâil mevkiinde masdarın kullanılması, tecessüm eden nur-u hidayetten cevher-i Kur'anın husule geldiğine işarettir.
3-
هُدًى
deki tenvin-i tenkirden anlaşılıyor ki, hidayet-i Kur'an
Yükleniyor...