Hazret-i Üstâd’ın yukarda yazılı mektupta yazdığı o zaman ki muayyen bir hadise için vermiş olduğu müsaadesinden başka; birde mübarek Sungur Ağabey kanaliyle gelen bir rivayette de: Hüsrev Abiye küçük çoçuklara mahsus bir tek risale için, o da hususi kalmak ve neşredilmemek şartıyla, Kastamonuda cereyan etmiş, hadise gibi, yine çok az bazı arabî kelimelerde tasarrufa izni varid olduğu söylenmektedir. Bu durumda o mektup ve bu rivayet umumî bir fetva dahi olsalar ; yine de sadeleştirme denilen tahrife aidiyeti yoktur. Çünki sadeleştirme denilen şey, eserin üslubunuda tarz-ı ifadesini de, cümle ve kelimelerin ahenk ve nizamındada tasarruf ediyor ve tamamen bozuyor ve değiştiriyor. Mektuptaki izin ise, sadece bazı kelimat-ı arabiye için vurud ettiği zahirdir. O ise, sadece lügatçeye bakan bir durumdur.Amma bilahere-Risale-i Nur’un neşir tarihçesinde ispat ettiğimiz tarzde- ufak tefek tasarruf izinlerini de hz.Üstâd kaldırmıştır. Evet durum bundan ibarettir.
SANİYEN: Bu mevzuda, yani sadeleştirmenin Risale-i Nur eserleri için mümkün olup olmadığına, ehl-i vicdan ve erbab-ı irfanın rahatlıkla mukayese etmelerine ve tarafsızca ve vicdanîce hakemlik edip karar verebilmelerine yardım için bir zemin hazırlamak nevinden; 1950’lerden beri zaman zaman şu sadeleştirme fiiline teşebbüs etmiş kimselerin, hemde Türkiye çapında meşhur kalemşör ve ediblerin yaptıkları sadeleştirme tahrifi ile; Nurların asıl metin ve elfazını yanyana koyacak ve dikkatle inceleyeceğiz. Nur müellifi hazret-i Bediüzzaman’ın ifadelerindeki kasıd ve murad ettiği mânâlar ile, aynı ibarenin sadelestirilmiş olanındaki ifadeler ve onlardaki mânâ muradları bir birini tutup tutmadığına bakacağız.
Yükleniyor...