“Aziz Sıddık Kardeşlerimiz,

Risale-i Nur, İslâmiyet aleyhinde bin senedenberi terâküm etmiş bütün itiraz ve şüphelere topyekûn iskât edici cevaplar veren ve mânây- ı zahirisi şimdiki fenne mutabık gelmiyen Müteşabihat-ı Kur’âniye ve Hadîsiyenin altındaki, ehl-i aklı hayrette bırakan i’cazın lem’alarını göstererek vâki’ şüphe ve evhamları tardeden Kur’ân’ın elinde bir elmas kılınçtır.

Bundan bir müddet evvel, Avrupalı bir feylesof, İstanbul’a gelerek imam hatip ve hâfız mektebinde okuyan talebelerde, Kur’ân aleyhinde bir şüphe husule getirmek için bir konferans vermiş. Kur’ân aleyhtarı o feylesof, mezkûr konferansında âyet-i kerîmesine ilişerek inkâr etmek istemiş, “Semâ birdir, başka semâ yok, fen bunu kabul etmiyor.” demiş. Fakat ertesi gün, Risale-i Nur’un ışârât-ül ıcâz arabî tefsirinde kırk sene evvel ona dair verilen cevabı görünce, devam ettireceği o konferansları terkederek İstanbul’dan ayrılmaya mecbur kalmış.

Bu kabîlden umum âlem-i İslâmın bir mübarek medresesi olan Câmiülezher’in kuvvetli imân sahibi talebelerine de bir Hadîs hakkında şüphe vererek; onları aklı istimal etmiyerek naklen kabul ettirmek, İslâmiyetin de sair dinler misillü akıl dini olmayıp yalnız nakle istinad ettiğini telkin etmek gayesiyle, bu nevi itirazlar Câmiülezher’de de vâki olabilir diye hatırımıza geldi.

İslâmiyet akıl dinidir. Kur’ân-ı Hakim’in pekçok yerlerinde

âyetleriyle akla havale ediyor. Kur’ân-ı Hakimin ve keza tercüman-ı zîşanı olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Hadîslerinin hiçbirisi yoktur ki, akl-ı selim ile mütalâa edildiği vakitte akıl onu kabul etmemiş olsun. Belki akıl, hikmeti anladığı vakit hayretinden secde ediyor. Risâle-i Nurda makaleleri neşredilen kırk altı meşhur feylesoflar, tasdik etmişler ki: “Kur’ân, aklî ve mantıkî bir dini ders veriyor.

Evet kardeşlerimiz! Kur’ân-ı Hakîm, şems gibi kendi kendini gösteriyor, kendi kendini müdafaa ediyor. Mütekellim-i Ezelî, her asırda zamanin ihtiyacına göre Kur’ân’ın eline bir elmas kılınç veriyor. O elmas kılınç vâki şüphe ve itirazları def’ ve tardederek, Kur’ân-ı Hakîme gelen şübehâtı izale eder. İşte bu asırda da bu elmas kılınç, Risâle-i Nur’dur. Risâle-i Nur, ihtiyarsız olarak inayet sevkiyle ehl-i küfrün âyat-ı Kur’âniye ve Ehadîs-i Nebeviye, Evliyaullah’ın keşiflerinde gördükleri hakikatlere olan itirazlara cevap vermiştir. O derecede onların hakikatını izhar etmiştir ki; muterizlerin itiraz ettikleri aynı noktalarda belâgatı ve i’caz lem’alarını isbat ediyor. Âyat-ı Kur’âniyenin, hatta bazan bir harfinde veya bir sükûnûnda i’câz-ı Kur’ânîyi güneş gibi gösteriyor. Evet, Üstâdımız Mucizat-ı Kur’âniye Risalesinin başında demiş:

Yükleniyor...