Dimitros adındaki bu adam, Üstâd karşıdan beşyüz metre öteden göründümü hürmetinden ayağa kalkardı. Ben birgün buna sordum. “Niye sen bu hürmet yapıyorsun?”

O dedi: “Siz bu zatı tanımıyorsunuz. Eğer bu zat yunanistanda olsaydı, ona altundan ev yaptırırlardı.” (Son şahitler-5, sh.270)

(1) Muhterem M.Fırıncının Hz. Üstâda o sıralarda diğer arkadaşları ile birlikte yaptığı hizmeti yanında, Risale-i Nurların neşir hizmetinde şimdiye kadar yaptığı hizmetleri, yani rahmet-i İlahiye ile bunlara mazhariyeti, onun fazileti için kafi delildir. A.

SEB’A SEMAVAT

Bu arada, 1952 yılında mı, 1953’de mi kesin bilinmiyen Seb’a semavat hakkında bir konferans hadisesi ve buna karşı Hazret-i Üstâd’ın cevabı ve Nur talebelerinin faaliyetiyle, konferansçı ecnebi müsteşrik’in koyup kaçması hikâyesi şöyledir:

İngiliz asıllı ecnebî bir müsteşrik İstanbul’a gelerek, bir konferans vereceğ’ini, bu konferansı da Kur’ânın Seb’a Semavat hükmüne karşı olacağını ve yedi gün üst üste aynı mevzuu işliyeceğini ilân, etmiş.. Bir gün sonra da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde konferansına başlamış, birinci gününde ilk konuştuğu şey, Kur’ân’da “Seb’a Semavat” yani yedi tabaka göklerin hakikatını inkâr etmeye yeltenmişti. Bu konferansı dinliyenler arasında bulunan Nur talebesi Üniversiteli gençler, hadiseyi gelip Üstâd Bediüzzaman’a da bildirmişlerdi. Hazret-i Üstâd hemen harekete geçmiş ve 1915 yılında Birinci Cihan Harbi esnasında te’lif etmiş olduğu İşarat-ül İ’caz tefsirinde ve 1928-1930’larda Barla’da kaleme almış olduğu Risale-i Nur silsilesinden Lem’alar bölümünün 12. Lem’asının ikinci mes’elesinde; Kur’ânın mevzu-u bahis ayetini, ilim ve fennin ve dinin en son noktalarına tatbik ederek tefsir etmiş olduğundan, bu iki eserindeki tefsirlerin yan yana getirilmiş şeklinden ibaret olan 12. Lem’adaki kısmı daktilo ettirerek. Nurcu genç talebeleri vasıtasıyla konferansın ikinci gününde henüz konferans başlamadan önce, dinleyiciler arasında dağıttırmıştır. Yabancı müsteşrik profesör, salona girdiğinde kendisine de bu yazıdan verilmiş veya dinletilmiştir.

Konferansçı ecnebî müsteşrik sormuş: “Bunu yazan kimdir?” Gençler: Bunu yazan Bediüzzaman Said-i Nursi’dir demişlerdir.

Bunun üzerine yedi gün üst üste devam ettireceğini ilân etmiş olduğu konferansını, o günü çok kısa ve heyecan içinde acele bitirivermiş, kalan beş günlük bölümünü devam ettiremeden Türkiye’den ayrılmış, gitmiştir...

Adı geçen, yabancı münkir konferansçı müsteşrike cevab olarak hazırlanmış broşürün mukaddemesinde Üstâd tarafından şunlar yazılmıştır:


 /  
2249
Yükleniyor...