Bu arada 22 Kasım 1952 günü Malatya’da gazeteci Ahmet Emin Yalman’a su-ikast girişiminde bulunuldu. Hadiseyi sol basın günlerce abartarak neşretti. Bunlara karşı dindar ve milliyetçi gazeteler de mukabele ediyordu. Samsunda çıkan Büyük Cihad gazetesi sahibi Mustafa Bağışlayıcı’nın sert mukabeleli cevaplarından dolayı tevkif edildiği gibi, Samsun milletvekili Hasan Fehmi Bey de, aynı meseleden 9 Aralık 1952 de DP’den ihraç edildi. DP’lilerin zafiyeti ile, sol basının hücumu son safhaya varmıştı. DP iktidarı daha çok za’fiyet evhamına kapıldı. Bir çok dindar ve milliyetçi gazeteleri kapattılar ve bir çok milliyetçi dindarları da tevkif ettirdiler. O sıra Samsun’da bulunan Üstâd’ın hizmetkârı Mustafa Sungur da Büyük Cihad’da neşredilen bir yazısından dolayı, Büyük Cihad gazetesi yazı işleri müdürüyle birlikte tevkif edildiler. Hatta bu davada ilk önce mahkûmiyet kararı verilmişti. Ancak temyiz mahkemesi kararı bozarak, davaya yeniden başlandı ve neticede beraet verildi.
İşte bu fırtınalı karışık hadiseler dolayısıyla da, Samsun mahkemesinin ısrarı üzerine, Hazret-i Üstâd Samsun’a gitmeye mecbur durumda kalmıştı.. Ve nihayet 1953 baharında Samsun mahkemesine gitmek üzere İstanbul’a gitmeye karar verdi ve Eskişehir yoluyla İstanbul’a gitti. Bu defa İstanbul’da ilk olarak, Beyazıd semtindeki Marmara Palas oteline indi. Hasta olan Üstâd, İstanbul’da daha da rahatsızlandı. Bu durumda Üstâd’ın Samsun’a gidemiyeceğini anlıyan İstanbul’daki talebe ve dostları, İstanbul Gureba hastahanesi hey’et-i sıhhiyesine müracaat ettiler. Hastahanenin doktorlar hey’eti Üstâd’ı muayene ettiler ve “Ne karadan, ne havadan, ne de denizden seyahat yapamıyacağına dair” kesin rapor verdiler. Bu rapor Samsun Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Samsun savcısı bu kat’î ve kesin rapora da itiraz ederek, ısrarla “Said-i Nursi’nin mahkemede hazır bulunmasını” taleb etti ise de, mahkeme heyeti, İstanbul hey’et-i sıhhiye raporunu kesin ve haklı bularak; Bediüzzaman’ın İstanbul Ağır Ceza Mahkemelerinden birinde istinabe yoluyla ifadesinin alınmasına karar verdi. Bunun üzerine Hazret-i Üstâd’ın İstanbul’da, talimatname ile gelen dosyaya göre Ağır Cezada muhakeme edilerek ifadesi alındı. Üstâd buradaki mahkemede verdiği ifadesinde de, daha önce kaleme almış olduğu “Mahkeme-i Kübra’ya şekvaya bir haşiye” adındaki ikinci şekvanamesini aynen okudu.
Yükleniyor...