üniversiteli herkesten önce yer tutmuşlardı. Bu ne mahşeri kalabalık ilahi mevlam!.. Bu ne ihtişam!.. Vakit geçtikçe halkında büyük allameyi görmek sabrı tükeniyor. Nihayet saat ondört otuzda büyük insanı taşıyan taksi kapıda göründü. Adliye kapısından geçmek imkansız olduğundan posta kapısından girmek hasıl oldu.İki üniversiteli gençte, Üstâdın kollarına girmiş bulunuyorlardı. On-onbeş üniversiteli yol açmak için halka teşkil etmişlerdi. Böylece ağır fakat vakur bir şekilde beşinci kata çıkıldı. Merdiven ve koridorlar boyunca yığılmış olan kalabalık müşfikâne bir şekilde Üstâdı selamlıyarak mahkeme salonuna bin müşkilatla girildi. Büyük dahi sanık sandalyesine oturdu. Salon tıklım tıklım dolmuştu. Mahkemenin yapılabilmesi için, bir kısım halkın çıkması icab ediyordu. Üstâd’ın tavassutuylada kalabalıktan bir kısmının dışarı çıkmaları temin edildi. Mahkemeye başlandı. ılk önce matbaacı daha sonra polis memuru dinlendi, sıra büyük allameye geldi.

(1) Üstâd’ın yaşı, İstanbula ilk geldiği sene tam 31 dir. Çünki doğumu 1877 , istanbula ilk gediği tarih ise 1908 dir. A.

(2) Bahsi yapılan olaylar senesi 1909 dur. A.

Üstâd söze, ehl-i vukufun vukufsuzluğunu belirtmekle başladı. Okuduğu altı sahifelik itiraznamesinde; millete yaptığı hizmetleri ve Risale-i Nurun tesirlerini veciz cümlelerle ifade ediyordu. Hatta başkan emir verirse, hemen dinleyiciler arasından yüzlerce şahid göstere bileceğini bir iki gün izin verirse binlerce imza getirebileceğini beyan ettiler. Büyük Üstâd seksen iki(3) yaşında olmasına rağmen, bütün ruhuyla inanmış olduğu davasına şimdi parlak ve doğru hüccetlerle ispat ediyordu.Bu âlim, alelade bir ferd değil, yirminci asrın ışığı altında Kur’ân-ı Mu’ciz-ül beyanı tefsir ederek yüz otuz üç cilt Risale-i Nur’u yazan bir deryay-ı ilimdir. Müdafasını huşu’ içinde dinleyenler bile ilim deryasından feyz aldılar.

Müslüman Türk milleti böyle bir kıymeti içinde yetiştirmekle, beşeriyete karşı haklı olarak öğünebilir. Pakistan, Endonezya ve Arabistan ve bütün islam dünyası çoktan bu büyük feyiz kaynağını keşfetmiş, bu nurlu kaynaktan kana kana içerek yanık kalplerinin susuzluğunu gidermektedirler.

Türk gençliğininde her kıymeti pek ala takdir ettiğini bu mahkeme en bariz bir misaldir. Said-i Nursi hazretlerinden sonra Avukat Abdurrahman şeref Laç söz aldı. Ehl-î vukufun raporunu tenkid etti. Hakim müdafa zamanın gelmediğini ve daha dört mahkemenin sırada olduğunu bildirerek avukatın sözünü kesti fakat Abdurrahman şeref Laç uzun konuşmakta ısrar etti.. Ve daha müsait bir gün talebinde bulundu. Mahkeme beş Mart Çarşamba günü yapılmak üzere celseye son verildi.

O gün dört fahri avukattan bir tanesi kalabalığın kefafetinden içeri girememişti.


 /  
2249
Yükleniyor...