halklarla görüşmemek için, -zaruret olmadan- kendine düstur yapmış.. Ve bütün dostların medihlerini kendi şahsına almıyarak, ya Nurcuların hey’etine, ya Risale-i Nur’un şahs-ı manevisine havale etmiş ve dermiş: “Ben lâyık değilim, haddim de değil.Ben bir hizmetkârım, çekirdek gibi çürüdüm, gittim. Risale-i Nur ise, Kur’ân-ı Hakimin tefsiridir, mânâsıdır”

Hem herkesin dediği gibi; “Hatırama geldi, yahut fikrime geldi, yahut fikrime ihtâr edildi” gibi ta’birleri herkes isti’mal ediyor. Benim de bunu söylemekten maksadım bu ki: Benim hünerim, benim zekâm değil, Sünûhat-ı kalbiyeden demektir. Bu da herkesin dediği gibi bir sözdür.

Eğer vukufsuz ehl-i vukufun verdiği mânâ ilham da olsa; hayvanattan tut, ta melâikelere, ta insanlara, ta herkesin bir nevi ilhama ve sünûhata mazhar olduklarını ehl-i fen ve ehl-i ilim ittifak etmişler. Buna suç diyen, ilim ve fenni inkâr etmek lâzım gelir.

(Haşiye:) Bu ayet-i kerimenin tesettüre emri kadınlara büyük bir merhamet olduğunu ve kadınları sefaletten kurtardığını Risale-i Nur kat’i isbat ettiği gibi, Sebilürresad’ın 115. sayısındaki “Ehl-i ıman âtıiret hemşirelerime” ünvanı olan makalem, bu hakikatı isbat eder. S.

Beşincisi: “Siyasiyyûn, içtimaiyyûn, ahlakiyyûnların kulakları çınlasın” demesini bir suç mevzu’u göstermişler.

Halbuki gençleri tehlikelerden kurtarmak için kısa ve rahat bir çareyi keşfettiğini, siyasiyyûn ve ahlakiyyûn da bunu terviç etsinler mânâsında demiş: “Kulakları çınlasın!” Buna suç diyen, insaniyet itibarıyla çok suçlu olmak gerektir.

Altıncısı: “Müellif cazibedar bir fitnenin esiri olmak ihtimali olan bu nesli, Risale-i Nurdan medet umanlara verdiği cevablarla kurtaracağına kani’dir”. Ehl-i vukuf bu cümleyi de medar-ı ittiham etmişler.

Yüz bin şahitle ispat edilen ve meydana gelen zahir bir hakikatı “Kanaat ettim” demesini medar-ı suç yapmak, ne derece mânâsız olduğunu dikkat eden anlar.

Yedincisi: “Fitneyi ateşlendiren ve talim eden irtidatkâr bir şahs-ı manevinin mevcut olduğunu ve bu manevi şahsın hayaline göründüğünü söylemekte, fakat kim olduğunu bildirmemektedir” diye ehl-i vukuf medar-ı ittiham etmişler:

Acaba dünyada insî ve cinnî şeytanlar hiç boş dururlar mı? Onların daima fenalıkları yapmak ve yaptırmakla meşgul olduklarından bu vukufsuz ehl-i vukuf hiç bilmemişler mi ki mânâsız ilişiyorlar. Madem manevî demiş, madem kim olduğunu bildirmemiş; dünyada hiç bir mahkeme böyle manevî bir adama, yani bir şeytana hakaret ettin diye seni mahkemeye vereceğiz diyen, elbette sözüne zerre miktar ehemmiyet verilmez, bir hezeyan hükmündedir

Sekizincisi: “Doğrudan doğruya Kur’ân-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın i’caz-ı manevisinden süzülen ve çıkan ve tevellüd eden Risale-i Nur esaslarına dayandığı Müellifi tarafından mükerreren ve musırrane beyan ve iddia edilmekte


 /  
2249
Yükleniyor...