SAİD-İ NURSİ”(27)
VE İKİNCİSİ: İstte adı geçen müsadere meselesiyle ilgili Üstâd’ın Ankara’ya gönderilen üstteki müdafaaları ulaştıktan sonra, Nur talebeleri harekete geçerek, orada yaptıkları iş ve hizmetleri hülâsatan Hazret-i Üstâd’a şu şekilde bildiriyorlardı: (Bazı bölümlerini alıyoruz)
“
Çok aziz, çok mübarek sevgili Üstâdımız efendimiz Hazretleri!
İstifsar-ı hatır ederek mübarek ellerinizden öper, dualarınızı rica ederiz. Siz sevgili Üstâd’ımızdan üç mühim mektupları aldık...
.. Üçüncü mektubunuzu aldığımızda bizleri bir parça müteessir eden Afyon’daki kitaplarımızın müsadere edildiğine, yani onların irtidat ve dinsizlik namına müsadere kararı... Biz bunları alınca temyiz avukatımız Hulusi Bey’e gittik, vaziyeti anlattık. o da, “temyizde bozulması için çalışacağını ve fakat Afyon’daki avukattan temyize gönderdiğine dair dosya ve tarih numarasının istenmesini” söyledi. Biz de Afyon’dan istedik. Çok ehemmiyetli olan mahkeme-i kübraya şekvanın haşiyesinin hülâsasından on-onbeş nüsha çıkarıp, dindar tanıdığımız meb’uslara bugün gönderdik. Onlar vasıtasıyla erkân-ı hükûmete mahkemenin bu zulmünü duyuracağız.
Ey Sevgili Muhterem Üstâd! Ekalliyette ve fakat henüz kanun ellerinde bulunan dinsiz, mürted bir kısım kimselerin verdikleri zalimane kararı, Âlem-i İslâmın mühim devletlerinin temsilcilerinin müştakane ve ayn-ı hakikat izhar ettikleri bağlılık, hürmet ve takdirkârlık, o zalimane kararı nefy ediyor. Lisan-ı halile diyorlar ki: “Bediüzzaman Hazretlerinin hakikat cadde-i kübrasında açtığı çığırda bütün biz Âlem-i İslâm beraberiz ve dönmiyeceğiz.O zalimlerin dinsizlik ve irtidat hesabına verdikleri karar, onların bid’atkârlıklarına ve zulümlerine kat’iyyen iştirak etmediğinizi ve bil’âkis bütün şevket ve satvetiyle mücadele ettiğinizi gösteren bir delil olmaktan başka bir şey değildir...
Ankara Nurcuları namına
Abdullah, Sungur, Osman, Ceylan, Salih, Abdünnur, Ahmet Atak, Mehmet”(28)
Yükleniyor...