Birisi: Sizin parça parça yazdığınız mu’cizeli Kur’ânı fotoğrafla tab’ etmek.. Bu maddeyi kabul etmiş. “Yalnız başındaki Türkçe tarifatı müstakil kalsa, ayrı tabedilse münasibtir.” demiş.
İşte Üstâd’ımızın ona yazdığı mektubu beray-i malûmat leffen size gönderiyoruz. Üstâd diyor ki: “Hem bir takım Risale-i Nur’u, hem makineyle çıkan mecmuaları ona göndermek ve Hüsrev gibi bu işte en ziyade alâkadar bir kardaşımızın eliyle teslim etmek cihetini meşveretinize havale ediyoruz. Siz de tam bir meşveretle, sizin bu meselede oraya gitmenizin vücudça sıhhatiniz müsaade ve fikrinizde muvafık ise; muayyen bir vakitte acele oraya gidersiniz ve adresinizi bildirirsiniz. Biz de takımı ve mecmuaları size Ankara’ya elinize yetiştireceğiz. Hatta siz isterseniz, kendi hesabınıza onları müftüler neşretmek niyetiyle Diyanet Reisine verirsiniz.
Nur talebelerinden
Üstâd’ın hizmetinde
Halil, Sadık, İbrahim”(7)
7
Böylece, Hazret-i Üstâd’ın bu mevzuda yaptığı muhabere ve yazışmalardan sonra, tashih edip hazırladığı iki takım Risale-i Nur’u Ahmed Hamdi Efendi’ye hediye gönderirken, ona hitaben şu mektubu da yazdı:
“
Muhterem Ahmed Hamdi Efendi Hazretleri!
Bir hadise-i ruhiyemi size beyan ediyorum: Çok zaman evvel zatınız ve sizin mesleğinizdeki hocaların zarurete binaen ruhsata tâbi’ ve azimet-i şer’iyeyi bırakan fikirlerine, benim fikirlerim muvafık gelmiyordu. Ben hem onlara, hem sana hiddet ederdim. “Neden azimeti terkedip, ruhsata tâbi’ oluyorlar” diye Risale-i Nur’u doğrudan doğruya sizlere göndermezdim. Fakat üç dört sene evvel(8) yine şiddetli, kalbime sizi
Yükleniyor...